UYULMAMASI GEREKEN YASALAR!

 

Bir kentte hukukun, adalet duygusunun ve kent huzurunun nasıl felç edildiğini anlamak için uzun felsefi analizlere gerek yok.
Bazen resmi bir dairenin evrak kayıt masasına bakmak yeterlidir.

Biz bu yola dün çıkmadık.
Tam iki yıldır bu mücadeleyi kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu süreçte ilgili, yetkili ve sorumlu en alt kademeden en üst makama kadar bütün yetkililerle defalarca görüştük. Yapıcı diyalog yollarını sonuna kadar zorladık.
 

Nitekim 2 Temmuz 2026 tarihinde, ilgili mevzuat hükümlerini inceleyerek hazırladığımız dilekçeyle resmi makamlara başvurduk.
Dilekçemiz resmi kayıt numarası aldı:
10-5 / 6047.
 

Altına imzalar atıldı, mühürler vuruldu ve Zabıta Müdürlüğü’ne havale edildi.
Sistem yurttaşa o bildik ritüeli yaşattı:
 

“Bakın, mekanizma çalışıyor. Hakkınızı resmi yoldan arayın.”
 

Biz de aradık.
 

Fakat resmi evrakın mürekkebi kurumadan, sahadaki uygulama bize mekanizmanın nasıl çalıştığı konusunda başka bir şey anlatmaya başladı.
Daha da ilginci, ilgili idarecilerin halı saha işletmecilerine gönderdiği 21 Temmuz 2026 tarihli resmi tebligatı incelediğimizde ortaya çıktı.
 

Tebliğin girişinde şu ifade yer alıyordu:
 

“Hakkâri’de düğün yapacak alan bulunmadığı için yaptığınız düğün etkinlikleri...”
 

Sayın yetkili, bu cümleyi nasıl anlamamız gerekiyor?
 

Hakkâri’de düğün yapılacak alan bulunmadığı sonucuna hangi araştırmayla vardınız?
Kim araştırdı?
Hangi tesislere bakıldı?
Hangi alternatifler değerlendirildi?
Çünkü biz araştırdık.
 

HANGİ ALAN SIKINTISI?
İki yıllık diyalog arayışımıza rağmen somut bir sonuç çıkmayınca, bu mücadeleyi haberleştirmek, belgelemek ve gazeteci olarak kalemin sorumluluğunu yerine getirmek artık kaçınılmaz bir ödev haline geldi.
 

Nitekim 11 Ağustos Salı günü sahaya çıktık.
“Düğün yapılacak alan yok” deniliyor.
 

Bu cevaba şüphe beslemekle yetinmedik.
Gittik, görüştük, sorduk.
 

Atatürk Anıtı çevresindeki kent merkezini esas aldığımızda, yaklaşık 1-2 kilometre mesafede Sefa Düğün Sarayı, Nergiz Düğün Sarayı ve Doğu Palas Düğün Sarayı gibi nitelikli ve ruhsatlı salonlar var.
 

Bunlar şehrin dışında değil.
 

Tam tersine, şehrin içinde ve mahallelerin arasında faaliyet gösteren, bu iş için yapılmış kapalı ve nitelikli mekânlar.
Bunun yanında yaklaşık 5 kilometre mesafede Alekan Garden ve Depin Tatil Köyü gibi nitelikli tesisler de bulunuyor.
 

Yani mesele, Hakkâri’de düğün yapılacak yer bulunmaması değil.
 

Mesele, hangi yerin neden tercih edildiğidir.
Ve daha önemlisi:
Bu tercih hangi ihtiyaca göre yapılmıştır?
 

O akşam bu ruhsatlı ve nitelikli mekânlarda dikkat çeken bir boşluk vardı.
 

Aynı saatlerde şehir merkezinin tam göbeğindeki halı sahalar düğünlerle doluydu.
 

O halde mesele gerçekten alan yokluğu mu?
 

Çünkü bazen en iyi cevap, bir makamın verdiği cevap değil; sahanın kendisidir.
 

Bu tebligatın dili, bir işletmeci açısından,
“Sen merak etme. Sana bir gerekçe de buluruz, bir mazeret de üretiriz.”
şeklinde bir algı oluşturuyorsa, idarenin neden böyle bir algının oluştuğunu açıklaması gerekir.
 

Bizim derdimiz kimseyi peşinen suçlamak değil.
Bizim derdimiz, ayrıcalık görüntüsünün dahi ortadan kaldırılmasıdır.
Çünkü hukuk yalnızca adil olmakla yetinmez; adil davrandığına da vatandaşını ikna etmek zorundadır.
 

Tebligatın devamında karşımıza şu cümle çıkıyor:

“Lütfen 21.30’dan sonra devam etmeyin.”
 

Peki bu bir çözüm müdür?
Mevzuata aykırı bir kullanım varsa, çözüm onu belirli bir saate kadar tolere etmek midir?
Yoksa önce o kullanımın hukuki durumunu ortaya koyup gereğini yapmak mı?
 

RUHSATLI YATIRIMCI NEDEN BOŞ KALIYOR?
Mesele yalnızca gürültü ve kent huzuru da değil.
Hakkâri’de insanlar ciddi yatırımlar yaparak nitelikli düğün salonları kurmuş.
Ruhsatlarını almış.
Çalışan istihdam ediyorlar.
Vergi ödüyorlar.
Düğün organizasyonları için yatırım yapıyorlar.
 

Fakat 11 Ağustos’ta gördüğümüz tabloyu 2 Eylül 2026’da yeniden gördük.
2 Eylül 2026 Çarşamba günü –yani dün- yine sahaya çıktık.

Şehir içinde ve çevresindeki nitelikli tesisler boş, halı sahalar yine düğünlerle doluydu.

Bu artık tek gecelik bir görüntü değil; yaklaşık on yıldır devam eden bir uygulama.
İşletme sahipleriyle yaptığımız görüşmelerde, bu tablonun bazı ruhsatlı işletmeleri iflasın eşiğine getirdiğini bizzat kendilerinden dinledik ve belgeledik.
 

Şimdi sormak gerekiyor:
Kurallara uyarak yatırım yapan işletme neden boş kalıyor da, şehir merkezindeki mevzuata aykırı kullanıma göz yumuluyor?
 

Burada yalnızca ekonomik kayıp yok.
 

Burada rekabet adaleti meselesi de var.
 

Devletin görevi yalnızca kurallar koymak değil; o kurallara uyanla uymayan arasındaki farkı da gözetmektir.
 

Yarın yeni bir yatırımcı çıkıp,
“Kurallara uygun yatırım yaparsam gerçekten korunacak mıyım?”
diye sorarsa ne cevap vereceğiz?
 

MESELE SAAT DEĞİL, HUKUK

Bizim verdiğimiz mücadele bir “saat pazarlığı”, bir “desibel pazarlığı” ya da “havai fişek pazarlığı” değildir.
“21.30’a kadar idare edelim.”
“Desibeli biraz düşürelim.”
“Yalnızca havai fişeği yasaklayalım, gerisine göz yumalım.”
Bunların hiçbirini çözüm olarak görmüyoruz.
Çünkü mesele, bu alanlarda hangi kullanımın hangi hukuki ve idari şartlarla mümkün olduğunun açıkça ortaya konulmasıdır.
 

Hukukun uygulanması gereken yerde “biraz daha az ihlal” ya da “daha erken biten ihlal” diye bir kategori yaratamayız.
Yasalar uygulanır.
Ve uygulanıyorsa herkese uygulanır.
 

Üstelik artık konu yalnızca gürültü de değildir.
21 Ağustos Cuma günü, söz konusu halı saha ve yanındaki açık alanda yapılan düğün etkinliklerinde kullanılan havai fişeklerin neden olduğu yangına itfaiye ekipleri müdahale etti.
O ana ilişkin kamera kayıtları da elimizde.
 

Artık ortada yalnızca bir gürültü meselesi değil, somut bir yangın riski de var.
Üstelik dün gece, yine söz konusu halı sahaların bulunduğu bölgede bir yangın daha çıktı. Bu kez yangın daha küçük çaplıydı; vatandaşlar kendi imkânlarıyla söndürdü. Yangın, park halindeki araçlara oldukça yakın bir noktada meydana geldi. O ana ilişkin görüntüler de elimizde.
Artık ortada yalnızca bir gürültü meselesi değil, somut ve tekrarlanan bir yangın riski de var.
 

HUKUK NE DİYOR?

Bütün bunları söylerken elimizde yalnızca kişisel kanaatlerimiz yok.
 

Türk Medeni Kanunu’nun 737. maddesi, komşuları etkileyen taşkınlıklara karşı sınır çiziyor.
 

Türk Ceza Kanunu’nun 183. maddesi, çevreye verilen gürültü bakımından ceza hukuku açısından ayrıca bir düzenleme getiriyor.
 

2872 sayılı Çevre Kanunu ve buna bağlı idari mevzuat, çevresel gürültü konusunda idareye görev ve yaptırım alanları tanıyor.
 

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesi de gürültüyü kabahat kapsamında düzenliyor.
 

TCK’nın 117. maddesi ise iş ve çalışma hürriyetinin ihlaline ilişkin ayrı bir hukuki çerçeve getiriyor.
 

Yani ortada “Gürültü oldu, biraz rahatsız olduk”tan ibaret bir tablo yok.
Ortada hukukun farklı alanlarında düzenlenmiş hükümler, idarenin görevleri ve uyulması gereken kurallar var.
 

Bizim sorduğumuz soru da tam olarak bu:
Bütün bunların karşısında, şehir merkezindeki spor tesisi niteliğinde ruhsatlandırılmış alanların düğün organizasyonlarında kullanılmasının hukuki ve idari dayanağı nedir?
 

BELGELER MASADA

Artık bu mesele kanaat meselesi olmaktan çıkmıştır.
Ortada tarihler vardır.
Kayıt numaraları vardır.
Resmi tebligatlar vardır.
Ruhsatlar vardır.
Saha tespitleri vardır.
Kamera kayıtları vardır.
11 Ağustos Salı günü yaptığımız saha çalışmasının görüntüleri vardır.
2 Eylül 2026 tarihli yeni görüntüler vardır.
21 Ağustos Cuma günü yaşanan yangının kamera kayıtları vardır.
Dün gece yaşanan yangına ilişkin görüntüler vardır.
Ruhsatlı tesislerin sözleşmeleri, faturaları ve işletme kayıtları vardır.
Buyursunlar.
Masaya belgeleri koyalım.
Kimin ne söylediğini değil, hangi belgenin ne gösterdiğini konuşalım.
Çünkü artık mesele,
“Biri böyle söylüyor, öteki şöyle söylüyor.”meselesi değildir.
Belgeler konuşuyor.
 

Üstelik siz bu yazıyı okuduğunuz esnada mesele bitmiş olmayacak.

 3 Eylül günü -yani bugün-de şehir merkezindeki halı sahalarda düğünler devam edecek.
Gürültü devam edecek.
Nitelikli düğün salonları yine boş kalacak.
Yani biz geçmişte yaşanmış bir meseleyi anlatmıyoruz.
Yazıyı okuduğunuz saatlerde de devam eden bir uygulamadan söz ediyoruz.
 

NERESİ DOĞRU?

Bunca belge, bunca mevzuat ve bunca saha gerçeğinin ardından insan ister istemez o eski deve hikâyesini hatırlıyor.
Deveye sormuşlar:
“Boynun neden eğri?”
Deve cevap vermiş:
“Nerem doğru ki?”
Bizim de artık sormamız gereken soru galiba şu:
Bu tebligatın neresi doğru?
 

“Hakkâri’de düğün yapacak alan bulunmadığı” mı doğru?
Oysa biz alanları gördük.
 

“21.30’dan sonra devam etmeyin” denilmesi mi çözüm?
Oysa tartıştığımız mesele yalnızca saat değil.
 

Gürültüye, taşkınlığa, çevresel rahatsızlığa ve kamu düzenine ilişkin hükümler ortadayken neden yalnızca saat konuşuluyor?
Mevzuata aykırı kullanım iddiası ortadayken neden kullanımın kendisi değil, bitiş saati tartışılıyor?
Biz artık tek tek cevap istemiyoruz.
Bize verilen cevabın kendisinin doğru olup olmadığını soruyoruz.
Çünkü mesele artık bizim ne söylediğimiz değil.
Mesele, idarenin söylediğinin hukuk karşısında nereye oturduğudur.
 

SAYIN VALİMİZE AYRI BİR PARANTEZ

Burada Sayın Valimiz İbrahim Taşyapan’a ayrı bir parantez açmak gerekiyor.
Sayın Valimiz bu kente henüz yeni geldi. Üstelik geldiği günden bu yana heyelanla çöken Hakkari-Van karayolu, aşırı yağışların sebep olduğu sıkıntılar,su ve altyapı gibi kentin ağır sorunlarıyla uğraşıyor. Bu nedenle yaklaşık on yıldır devam eden bu problemin ve iki yıldır devam eden mücadelemizin doğrudan sorumlusu olarak görülmesini doğru bulmuyorum.
Ancak tam da bu nedenle şu sorunun sorulması gerekiyor:
Sayın Valimize kentin gerçek tablosu eksiksiz aktarılıyor mu?
“Hakkâri’de düğün yapılacak alan yok” deniliyor.
Gerçekten yok mu?
Yoksa yerel bürokrasinin kolaycılığı, mülki amire böyle mi aktarılıyor?
Bilmiyoruz.
Cevap istiyoruz.

PEKİ ŞİMDİ NE YAPALIM?

İki yıllık mücadelemizin ardından insan ister istemez soruyor:
Şimdi ne yapalım?
Bu kentin huzurunu, çocukların uykusunu, insanların çalışma ve dinlenme düzenini korumak için resmi makamlara sunduğumuz dilekçeler sonuçsuz kalacaksa, yurttaş hakkını hangi yoldan arasın?
 

A- 02/07/2026 tarihli ve 10-5 / 6047 kayıt numaralı dilekçemizi, 21/07/2026 tarihli tebligatı, 11 Ağustos ve 2 Eylül tarihli saha ve kamera kayıtlarını, 21 Ağustos Cuma günü yaşanan yangının görüntülerini, dün gece yaşanan yangının görüntülerini ve düğün salonlarının işletmecileriyle yaptığımız röportajları ulusal basının önüne koyup, Hakkâri’de yaşanan bu tabloyu bütün Türkiye’nin görmesini mi sağlayalım?
 

B- Elimizde ki belgelerle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı’na ve CİMER’e başvurup çözümü büyüklerimize mi bırakalım?
 

C- Gerekli işlemlerin yapılmaması halinde, ilgili kamu görevlilerinin sorumluluğunu hukuki yollar üzerinden sorgulayalım mı?
 

D- Dijital anketlerle bu halka reva görülen çileyi kentin vicdanına mı sorgulatalım?
 

E- İmza kampanyası mı başlatalım?
 

F- Hepsi!
 

Bence F.
 

BİZİ ÇARESİZ SANMAYIN
İnanç tam.
Takat var.
Mürekkep hâlâ ıslak.
Biz bugüne kadar idareye olan saygımızdan, Hakkârili olmanın yüklediği nezaketten ve “edep ile yasa” çizgimizden ayrılmadan kapılarınızı çaldık.
Masalarınıza dilekçeler bıraktık.
Görüştük.
Anlattık.
Bekledik.
Ama kimse bu naif duruşu çaresizlik zannetmesin.
İki yıllık çaba sonunda çaresiz bırakılan yurttaş, hakkını aramanın meşru ve yasal her yolunu sonuna kadar denemeye devam eder.
Biz de edeceğiz.
Çünkü o resmi kayıt numarası orada duruyor.
Saha kayıtları orada duruyor.
Kamera görüntüleri orada duruyor.
Yangınların  görüntüleri orada duruyor.
Ruhsatlı tesislerin belgeleri, sözleşmeleri ve faturaları orada duruyor.
Röportajlarımız orada duruyor.
 

Kimse bize artık : “İdare çalışıyor.”demesin.
Nasıl çalıştığını gösterelim.
Çünkü dilekçeyi almak kolaydır.
Kayıt numarası vermek kolaydır.
İşleme koymak da kolaydır.
Asıl mesele, o dilekçenin gereğini yapmaktır.
2 Temmuz 2026’da dilekçemizi verdik ve 10-5 / 6047 kayıt numarasını aldık.

21 Temmuz 2026’da halı saha işletmecilerine gönderdiğiniz tebligatla bize çektiğiniz numarayı da aldık.
O numarayı da unutmayacağız.
Çünkü biz artık numara değil, gereğini bekliyoruz.
 

Kamu düzenini, hukuku ve yurttaşın huzurunu ve çalışma hürriyetini korumakla sorumlu olanlar; mahalle ortasında kabaran o curcunanın, kulağı patlatan davul zurnaların, geceyi yırtan havai fişeklerin, göz alan projektörlerin ve yükselen alevlerin ortasında parıldayan birer “dekor” olmayı seçmiş olabilirler.
 

Ama o ışıklar söndüğünde;
geriye bu kentin çilesini de, sümen altı edilen resmi evrakları da unutmayan;
unutturmayan;
ve bütün bunları tarihe not düşen
bu duruş ve bu kalem kalır.
Biz gazeteci olarak görevimizi yaptık.
Şimdi sıra, görevi olanlarda...

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Yorumlarınız editör onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur. Kurumumuz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
35 Yorum