Ceylan Aktaş
İnsan Kaynakları
Hayatımız boyunca birçok şeyin kaynağından söz ederiz. Su kaynakları, enerji kaynakları, doğal kaynaklar... Hepsi planlanır, yönetilir, tüketilir ve gerektiğinde yerine yenisi aranır.
Peki ya insan? Nasıl oldu da bir gün, hayalleri olan, kırılan, umut eden, emek veren bir insanı da aynı cümlenin içine koyduk?
“İnsan Kaynakları.”
Belki de iş hayatında en sık kullandığımız ama üzerinde en az düşündüğümüz kavramlardan biri budur. Oysa kelimeler yalnızca konuşmamızı değil, bakış açımızı da şekillendirir. Bir insana “kaynak” dediğiniz anda, farkında olmadan onu ölçülebilen, yönetilebilen ve gerektiğinde yerine yenisi konulabilen bir unsur gibi görmeye başlarsınız. Ama insan, hiçbir zaman sadece bir kaynak olmadı.
İnsan; sabah evinden umutla çıkan, çocuğuna daha güzel bir gelecek kurmaya çalışan, başardığında gururlanan, başarısız olduğunda geceleri uyuyamayan, hayal kuran ve o hayalleri için mücadele eden bir yaşamdır.
İş dünyasında bazı kavramlar zamanla o kadar sıradanlaşır ki onları sorgulamayı bırakırız. “İnsan Kaynakları” da bunlardan biridir. Oysa belki de çalışanlara nasıl baktığımızı en açık anlatan kelime tam da budur.
Bugün birçok kurum çalışan bağlılığının azaldığını söylüyor. Gençlerin sık iş değiştirdiğinden, yetenekleri elde tutmanın zorlaştığından yakınıyor. Çünkü yeni nesil yalnızca maaş almaya gitmiyor. Bir anlam, kendini geliştirebileceği bir ortam, fikirlerinin gerçekten dinlendiği bir masa arıyor. Yaptığı işin bir karşılığı olduğunu hissetmek istiyor. En önemlisi de hayallerinin beslenebileceği bir kurum arıyor.
Bir çalışana sadece görev verdiğinizde onun zamanını satın alırsınız. Ama hayaline ortak olduğunuzda, kalbini kazanırsınız. İşte gerçek bağlılık tam da burada başlar. Bu yüzden artık çalışanları yalnızca performans tablolarıyla değerlendirmek yeterli değildir. Belki de yöneticilerin çalışanlarına artık sadece “Ne yapıyorsun?” diye sorması yetmez. Bir gün durup içtenlikle şu soruyu da sormaları gerekir: “Sen aslında ne olmak istiyorsun?” Çünkü bazen tek bir soru, yıllardır görülmediğini hisseden bir insanın yeniden umutla çalışmasını sağlayabilir.
Kariyer planlaması da yalnızca kurumun ihtiyaçlarına göre yapılmamalıdır. İnsanların hedefleri, tutkuları ve hayalleri de bu yolculuğun bir parçası olmalıdır. İnsanlar çoğu zaman daha yüksek maaş için değil, daha fazla değer gördükleri yere giderler.
Samimi bir teşekkür, kalpten edilen bir takdir, ‘’Güzel iş çıkardın.” cümlesi. Bazen bunlar, hiçbir primin sağlayamayacağı kadar büyük bir motivasyon yaratır. Çünkü insanın en temel ihtiyacı yalnızca kazanmak değildir. Görülmektir. Anlaşılmaktır. Değerli olduğunu hissetmektir.
Yöneticiler de çalışanlarını yalnızca bugünün görevlerini yerine getiren kişiler olarak değil, yarının liderleri olarak görebilmelidir. Çünkü kurumları geleceğe taşıyan teknoloji değildir. O teknolojiyi geliştiren insanların cesaretidir. Merakıdır. Hayal gücüdür.
Bugün dünyanın en başarılı şirketlerine baktığımızda ortak bir özellik görüyoruz. İnsanları yönetmeye değil, onları büyütmeye odaklanıyorlar. Çünkü biliyorlar ki mutlu çalışan yalnızca görevini yapmaz. Üretir. Geliştirir. Yenilik getirir. Bulunduğu kurumu da kendisiyle birlikte büyütür. Belki de artık “İnsan Kaynakları” kavramını yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir. Çünkü çalışanları bir kaynak olarak gördüğümüzde onların bugünkü performansını yönetiriz. Ama hayallerini gördüğümüzde geleceği inşa ederiz.
İş hayatının geleceği, insanları daha verimli kullanmakta değil; onların içindeki potansiyeli ortaya çıkarabilmektedir. Çünkü ilham, bir insanın kendisini gerçekten değerli hissettiği yerde doğar. Ve belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Bir şirketin en büyük sermayesi gerçekten insan kaynağı mı? Yoksa o insanların henüz gerçekleşmemiş hayalleri mi? Çünkü bir kurumun geleceğini bugünkü performans değil, çalışanlarının yarına dair kurduğu hayaller belirler. Ve belki de yeni çağın en doğru tanımı şudur: İnsanlar bir şirketin kaynağı değildir. Onlar, o şirketin henüz yazılmamış geleceğidir. Kurumları büyüten şey çalışan sayısı değildir. Çalışanların yüreğinde büyüyen hayallerdir. Çünkü hayalleri olan insanlar yalnızca iş üretmez; umut üretir, değişim üretir ve geleceği inşa eder.
