Bu mudur Gazetecilik?



İnsan ruhunu ve davranışlarını derinlemesine çözümleyen Shakespeare’e atfedilen bir söz, yüzyıllardır insanlığın itibar üzerine kurulu hassas dengesini hatırlatıyor:

“Paramızı çalan bizden kıymetsiz bir şey almış olur. İtibarımızı ve onurumuzu çalan ise bizi büsbütün yoksul bırakır.”

İnsan parasını kaybeder, yeniden kazanabilir. Ama hakkında ortaya atılan bir yalanın izini silmek o kadar kolay değildir. Yıllarca emek vererek temiz bir isim bırakmaya çalışan bir esnafın, bir memurun, bir iş insanının, bir siyasetçinin ya da bir ailenin huzuru, doğruluğu araştırılmamış tek bir iddiayla altüst olabilir.

İşte gazetecilik tam da burada başlar: Duyduğunu hemen yaymakla değil, duyduğunun doğru olup olmadığını araştırmakla.

Hesabın Adına “Haber” Yazmakla Gazeteci Olunmaz

Yapay zekânın sunduğu imkânlar ve denetimsiz sosyal medya mecraları, gazetecilik adına tehlikeli bir durumu da beraberinde getiriyor. Bir hesap açıp adına “Ajans” ya da “Haber” yazmak, birkaç dakikada metin hazırlayıp paylaşmakla gazeteci olunmuyor.

Yapay zekâ elbette gazetecinin işini kolaylaştırabilir. Ancak hiçbir teknoloji araştırmanın, doğrulamanın ve sorumluluk almanın yerini tutamaz. Bir iddiayı araştırmadan, muhatabına sormadan ve somut bir dayanağa bağlamadan yayımlamak, haber görünümü verilmiş bir paylaşım yapmaktan öteye geçmez.

İddia ortaya atılıyor, söz büyüyor, insanlar zan altında kalıyor. İddianın dayanağını göstermeye gelince ortalık sessizliğe bürünüyor.

Mesnetsiz iddialar ortaya atıp bir şehri yangın yerine çevirmek, sonra yüksek bir tepeye çekilip yanan şehri seyretmek gazetecilik değildir.

Hakkâri küçük bir şehir. Burada yayılan bir söylenti kısa sürede herkese ulaşabilir. Bir insanın adı lekelenir, dostluklar yara alır, insanlar birbirine şüpheyle bakmaya başlar. Bazen bütün bunların nedeni, doğruluğu bile araştırılmamış bir sözdür.

Eleştiri Başka, Çamur Atmak Başka

Gazetecilik yanlış yapanı sorgulayacak, kamu kurumlarını denetleyecek, eksikleri dile getirecektir. Ancak eleştiriyle çamur atmayı birbirine karıştırmamak gerekir. Eleştiri, somut bilgiye ve gerçeğe dayanır.

Hakkâri’de yaşanan bazı olaylar bu ayrımın önemini gösteriyor.

Bir öğrenci yurdunda yaşanan su sorunu, sorunun kaynağı ve sorumluluğun hangi kurumda olduğu yeterince araştırılmadan doğrudan Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’ne bağlandı.

Benzer bir durum, özel bir spor kulübüne esnafın kendi rızasıyla sağladığı sponsorluk desteğinde de yaşandı. Somut bir dayanak ortaya konulmadan bu destek, bir kamu kurumunun usulsüz para topladığı izlenimi verecek biçimde gündeme getirildi. Üstelik iddia, Hakkâri milletvekillerinden biri tarafından TBMM kürsüsünde dile getirildi.

Milletvekillerimizin kentimizin sorunlarını Meclis’e taşıması elbette önemlidir. Ancak bir iddianın Meclis kürsüsünde dile getirilmesi, onu kendiliğinden doğru kılmaz; aksine, doğruluğundan emin olma sorumluluğunu daha da artırır. Milletvekillerinin danışmanları da ilgili kurumlarla ve yerel kaynaklarla görüşerek bilgilerin doğrulanmasına katkı sunabilir.

Amacımız, sorunların TBMM’de doğru bilgilerle gündeme getirilmesini sağlamaktır. Hakkâri Gazeteciler Cemiyeti olarak biz de doğru bilgiye ulaşılması ve kentimizin meselelerinin sağlıklı biçimde değerlendirilmesi için katkı sunmaya hazırız.

Kırsal alanlarla ilgili taleplerde de aynı özen gösterilmelidir. Kışın kimsenin yaşamadığı, yalnızca yaz aylarında birkaç kişinin ot biçmek için gittiği bir yer için köy statüsü talebi gündeme getiriliyorsa, önce oranın gerçek koşulları araştırılmalıdır. Bir talebi duyurmak kadar, dayandığı gerçeği doğru aktarmak da önemlidir.

Her Merak Edilen Şey Haber Değildir

Kamuoyuna mal olmuş insanların özel hayatı da gazeteciliğin sorumluluk alanındadır. Sırf merak uyandırıyor ya da daha fazla tıklanıyor diye birinin mahremiyetini ortaya dökmek, kaynağı belirsiz dedikoduları yaymak gazetecilik değildir.

Herkesin merak ettiği şey, toplumun bilmesi gereken şey olmayabilir. Bir bilginin haber konusu yapılması için ilgi çekmesi yetmez; kamu yararı taşıması gerekir.

Hiç kimse makamı, mesleği ya da toplumsal konumu nedeniyle eleştiriden muaf değildir. Ancak hiç kimse de kanıtsız suçlamaların hedefi olmayı hak etmez.

Dün Ne Yaptıysak Bugün de Aynı Yerdeyiz

Bu konuda ne düşündüğümüzü yalnızca bugün söylemiyoruz.

Hakkâri Gazeteciler Cemiyeti yönetiminde birlikte görev yaptığım abim Hamza Gündüz ile 2024 yazında kentimizde yaşanan ağır bir sürecin doğrudan tanığı olduk. İş insanlarını, esnafı ve kurum amirlerini de kapsayan ciddi iddialar ortaya atılmış, pek çok insan töhmet altında bırakılmıştı.

Hamza Gündüz ile birlikte iddia sahiplerinden somut belge ve dayanaklarını ortaya koymalarını istedik. Ancak talep ettiğimiz dayanaklar sunulamadı. Bunun üzerine cemiyet yönetimi olarak yollarımızı ayırma kararı aldık.

O gün sergilediğimiz tutum kişisel bir hesaplaşmanın değil, mesleki sorumluluğun sonucuydu. Bugün de aynı yerde duruyoruz. Çünkü meslek ilkeleri, yalnızca işimize geldiğinde hatırlayacağımız kurallar değildir.

Gazetecilik İnsanların ve Toplumun İtibarını Gözetir

Gazetecilik yanlışın üstünü örtmek, güçlü olanı korumak ya da eleştiriden kaçmak değildir. Gerektiğinde en güçlü kişiyi ve en etkili kurumu da sorgular. Ancak gerçeği arama iddiasıyla kanıtsız bir hükmü insanlara taşımak da gazetecilik sayılamaz.

Bir insanın ya da kurumun yıllarca emek vererek kazandığı itibarı zedelemek kolay, onu yeniden kazanmak zordur. Peki, hakkında ortaya atılan iddianın yanlış olduğu ortaya çıkarsa, uğradığı zararı kim giderecek?

Öyleyse başta sorduğumuz soruya dönelim: Bu mudur gazetecilik?

Duyduğunu araştırmadan yaymak, insanları kanıtsız iddialarla zan altında bırakmak ve sonra bütün bunları gazetecilik diye sunmak mı?

Yoksa gerçeğin peşinden gitmek, yanlışın karşısında durmak ve insanın itibarını gözetmek mi?

Shakespeare’e atfedilen o sözün yüzyıllardır hatırlatılması boşuna değil. Aradan geçen yüzyıllara, değişen dünyaya ve gelişen teknolojiye rağmen insanın itibarı hâlâ kolayca incinebiliyor; haksız yere lekelenen bir ismi temize çıkarmak ise yıllar alabiliyor, bazen de mümkün olmayabiliyor.

Demek ki asıl mesele, sözün kaç yüzyıldır söylendiği değil, anlattığı gerçeği bugün ne kadar anlayabildiğimizdir.

Gazetecilik, bu sorumluluğu unutmamaktır. Gerçeği ararken insanı unutmamak, eleştirirken adaletten ayrılmamak ve yayımladığı sözün arkasında durabilmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Yorumlarınız editör onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur. Kurumumuz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.