Gül Çiftçi
Haritanın En Ucu, Sorunların En Başı: Hakkâri Ne İstiyor?
Yıllardır aynı cümleleri duyuyoruz:
“Hakkâri’nin doğası eşsiz…”
“Kış turizmi için büyük potansiyele sahip…”
“Sınır kenti olması önemli bir avantaj…”
“Turizm gelişecek, yatırımlar artacak, istihdam sağlanacak…”
Peki, bütün bu güzel cümlelerin karşılığı sokakta ne kadar var?
Bir sabah Hakkâri sokaklarında yürüyelim. Gençlere bakalım. Esnafa kulak verelim. Kiracıya, iş arayana, yatırım yapmak isteyene, çocuğunun geleceğini düşünen aileye soralım.
Karşımıza nasıl bir tablo çıkıyor?
Geleceğini kahve köşelerinde sorgulayan gençler, her geçen gün artan kiralar, çözüm bekleyen altyapı sorunları, yetersiz istihdam ve ekonomik olarak ayakta kalmaya çalışan bir esnaf…
Biz bir yandan Sümbül Dağı’nın heybetiyle gurur duyarken, diğer yandan hemen yanı başımızdaki sınır kapılarından geçen ticaretin neden Hakkâri esnafının cebine yeterince yansımadığını sormamız gerekmiyor mu?
Sınır ticareti var.
Maden var.
Turizm potansiyeli var.
Tarım ve hayvancılık var.
Doğa var.
Genç ve çalışmak isteyen bir nüfus var.
Peki bütün bunlara rağmen neden Hakkâri’nin ekonomisi istenilen noktaya gelemiyor?
Asıl sorulması gereken soru belki de şu:
Bu şehrin sermayesi neden burada kalmıyor?
Hakkâri’de kazanılan para neden yine Hakkâri’de yatırıma dönüşmüyor?
Ve daha da önemlisi…
En verimli çağındaki gençlerimiz neden geleceklerini başka şehirlerde aramak zorunda kalıyor?
Turizm sadece fotoğraf karesinden ibaret olmamalı
Turizm denildiğinde hepimizin aklına Merga Bütan, Cilo Sat Gölleri, dağlar, vadiler ve eşsiz doğa geliyor.
Festivaller düzenleniyor.
Güzel görüntüler ortaya çıkıyor.
Sosyal medyada binlerce fotoğraf paylaşılıyor.
Bunların elbette bir değeri var.
Ancak turizmin gerçek başarısı yalnızca kaç kişinin fotoğraf çektiğiyle ölçülmez.
Gelen ziyaretçi şehirde kaç gün kalıyor?
Nerede konaklıyor?
Nerede yemek yiyor?
Taksiye biniyor mu?
Esnaftan alışveriş yapıyor mu?
Şehir ekonomisine ne kadar katkı sağlıyor?
Asıl mesele burada başlıyor.
Gelen misafiri şehirde tutacak yeterli sosyal alanlarımız, konaklama imkanlarımız ve turizm altyapımız tam anlamıyla hazır değilse, yalnızca festivaller ve tanıtım kampanyalarıyla büyük bir turizm ekonomisi oluşturamayız.
Turizm, fotoğraf karesinden çıkıp şehir ekonomisinin içine girmelidir.
Maden var, peki neden istihdam yok?
Hakkâri’nin bir diğer önemli potansiyeli ise madencilik.
Kentte önemli maden kaynaklarının bulunduğu biliniyor. Çıkarılan cevherler kamyonlarla şehir dışına taşınıyor.
Peki insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Neden bu madenler yalnızca çıkarılıp başka yerlere gönderiliyor?
Neden cevherin daha fazla katma değer oluşturacağı tesisler Hakkâri’de kurulmasın?
Neden burada işlenmesin?
Neden binlerce kişiye doğrudan ve dolaylı istihdam sağlayacak yatırımlara dönüşmesin?
Bugün Hakkâri’nin birçok noktasında ağır vasıtaların oluşturduğu trafik, yol yıpranması ve tozla karşılaşıyoruz.
Oysa aynı kaynak, doğru planlama ve doğru yatırımla bu şehrin gençleri için bir istihdam kapısına dönüşebilir.
Mesele madenin çıkarılması değil sadece.
Mesele, o zenginliğin Hakkâri’de katma değere dönüştürülmesi.
Hakkâri yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanmamalı
Artık açık konuşmanın zamanı geldi.
Hakkâri yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanacak bir şehir değildir.
Hakkâri, haritanın en ucuna sıkıştırılabilecek sıradan bir sınır kenti de değildir.
Bu şehir; doğal kaynakları, turizm potansiyeli, sınır kapıları, genç nüfusu ve stratejik konumuyla çok daha fazlasını hak ediyor.
Hakkâri halkı fedakârdır.
Sabırlıdır.
Memleketine bağlıdır.
Ancak sabır, sorunların sonsuza kadar ertelenebileceği anlamına gelmez.
Artık soyut vaatlerden çok somut projeler görmek istiyoruz.
Gençlerimiz için iş sahaları istiyoruz.
Esnafımızın ayakta kalabileceği güçlü bir ekonomi istiyoruz.
Sokaklarımızda modern altyapı görmek istiyoruz.
Turizmin yalnızca tanıtımını değil, ekonomik karşılığını görmek istiyoruz.
Madenlerimizin yalnızca çıkarılmasını değil, Hakkâri’de işlenmesini ve istihdama dönüşmesini istiyoruz.
Kısacası bu şehir, sahip olduğu potansiyelin artık gerçek hayatta karşılığını görmek istiyor.
Peki sorun nerede?
Şimdi asıl soruya gelelim.
Hakkâri’nin kalkınmasının önündeki en büyük engel nedir?
Vizyonsuz planlamalar mı?
Yetersiz yatırımlar mı?
Yanlış öncelikler mi?
Merkezi yönetimden yeterince kaynak aktarılmaması mı?
Yoksa bizlerin kendi sorunlarımızı yeterince yüksek sesle, doğru zamanda ve doğru platformlarda dile getirememesi mi?
Belki de sorun bunların hepsinden biraz.
Ama bir gerçek var:
Hakkâri’nin artık kaybedecek zamanı yok.
Çünkü bugün çözülmeyen her sorun, yarının gençleri için daha büyük bir probleme dönüşüyor.
Bugün istihdam yaratılmazsa yarın gençler başka şehirlere gidecek.
Bugün turizm altyapısı kurulmazsa yarın sahip olduğumuz doğal güzellikler yalnızca fotoğraflarda kalacak.
Bugün yerel üretim ve yatırım desteklenmezse yarın Hakkâri’nin sermayesi başka şehirlerde büyümeye devam edecek.
O halde artık aynı cümleleri tekrar tekrar söylemenin ötesine geçelim.
Hakkâri’nin potansiyelini konuşmak yerine, o potansiyeli nasıl gerçeğe dönüştüreceğimizi konuşalım.
Ve şimdi söz sizde:
Sizce Hakkâri’nin kalkınması için ilk olarak hangi düğüm çözülmeli?
İstihdam mı?
Turizm mi?
Madencilik mi?
Sınır ticareti mi?
Altyapı mı?
Yoksa hepsini aynı anda ele alacak yeni ve kapsamlı bir kalkınma planı mı?
Bu şehir hepimizin.
Sorunlar da ortak, gelecek de…
Yeter ki artık Hakkâri’yi yalnızca konuşmayalım; Hakkâri için gerçekten harekete geçelim.
