Hakkari'nin Marufan köyünde ölmediler ama köklerinden sökülüp atıldılar!

Hakkari'nin Marufan köyünde ölmediler ama köklerinden sökülüp atıldılar!

"1995 yılıydı. Köyümüz zengin bir köydü. Ama bazılarımız ayakkabılarını dahi alamadan çıktık. Her şey... Ektiğimiz pirinç, buğday, tarlalar, koyunlar, inekler... Her şey kaldı”

YAZAR HASAN CEMAL GÜNLÜĞÜN SAYFALARI ARASINDAN - 5

Hakkari'den Ayşe'nin yaşadıklarını
dinliyorum, gözlerim doluyor.

Gece vakti günlüğümün sayfaları arasında
dolaşıyorum yaşlı hatıralarla...

İstanbul, 11 Mart 2006.

Hakkâri’den Ayşe...
O, bahara hasret, oğluna hasret.
Baharın dağa gidip pancar toplayacak,
pancarı satacak, biriktirdiği parayla
oğlunu zindanda ziyaret edecek.
Hakkâri’den geliyorum.
Bizim orada kış bu yıl amansızdı.
İnsan boyu kar yağdı.
Ayşeler’in çatısına çığ düştü.
Ayşe bahara hasret.
Ayşe’nin hasreti hem bahara,
hem oğluna...
Baharın dağa gidip pancar toplayacak.
Pancarı Hakkâri’de satacak.
Biriktirdiği parayla oğlunu
zindanda ziyaret edecek.
Hakkâri’de bu yıl çok kar yağdı, insan boyu...
Hakkâri’de belki de kimse baharı
Ayşe kadar özlememiştir.
Aklıma Ayşe’yi buraya getirmek geldi.
Hasretini ondan duyun istedim.
Ama olmadı.
Çünkü Ayşe Türkçe bilmiyor.
Hakkâri’den çıksa da gideceği yer
İstanbul olmaz.
Oğluna gider, dört duvar arasında
tam 15 yıldır mahkûm oğluna...
Ayşe’yi getiremedim
ama onun hikâyesinden
bir parça getirdim size.
Bir de resmini....

fab03ec9-e1f3-430b-b1be-1afa980f9fa3.jpg

Ne okul gördü ne de oyun; şamar kadınıydı Ayşe

Çoğu akranı gibi Ayşe,
ne Türkçe biliyor,
ne de doğum gününü.
Ne okul gördü Ayşe, ne de oyun.
Çocukken işi anasına yardım etmekti.
Odun toplamaktı dağlardan.
Evdeyken bebeler,
kardeşleri hep sırtındaydı.
Hele en kıymetli erkek kardeşi Xelife’yi
az mı taşımıştı?

16 yıl mapusluktan sonra ‘nîvruh’
yani ‘yarı canlı, yarı ölü’
çıkmıştı kocası.
Hastaydı, halsizdi.
Yeri muhtemelen hastaneydi,
ama ona derman diye Ayşe’yi verdiler.
Ayşe ona çocukluğunu, gençliğini verdi,
yine de kurtulamadı onun öfkesinden.
Zindanda biriktirdiği öfkesinin
şamar kadınıydı Ayşe.
Kesintiye uğramış,
yaşanmamış gençliğinin acısını
Ayşe’den çıkarıyordu.
Gücü Ayşe’ye yetiyordu.
Ölünceye kadar Ayşe tıraş etti
kocasının solgun yüzünü.
Ayşe yıkadı mapusane malulü kocasının
pörsümeye yüz tutan bedenini.
Çeşmeden taşıdığı, ocakta ısıttığı suyla.
Ta ki son kez yıkanıp
toprağa verilinceye kadar.
Geriye dönüp baktığında
kocasını suçlamıyor; zavallı buluyor.
Kocasından sonra evlenmedi Ayşe...
Yedi çocuğuna baktı.
Erkeklerden çektiği yetmişti.

Hüznümün, acımın sebebi zindanlar...

Ama erkekler Ayşe’ye
acı vermeye devam ettiler.
Mahkûmlar” diyor Ayşe,
onlar aldılar ömrümü...
Hüznümün, acımın sebebi zindanlar...
Bu ülkenin büyüklüğünü,
gezdiği cezaevlerinden öğrendi Ayşe...
Önce kardeşi Xelife yattı
beş buçuk yıl Sivas zindanında...
Yirmisindeydi, üç yaşındaki oğlu Sait’ten
ve Emine’den kopardılar.
Sonra da Resul’ün zindanları ile
şehirleri tanıdı Ayşe...
Diyarbakır, Antep, Bursa, Elbistan ve Bitlis...
Ne çok zindanı vardı ülkenin!
Zindanların kasveti
daha bir daralttı yorgun,
yaralı yüreğini.
Yürek, gelin bohçası değil.
Ortaya saçacağın, herkese gösterebileceğin

bir bohça değil yürek,” diyor Ayşe.
Yine de bana yüreğini açtı.
Ayşe’nin gözdesi Resul.
Yıllar sonra bayramdan bayrama
görebildiği oğlu.
Resul eve aş getirmek için gitti,
diyor Ayşe:

“Koyunları güdüyordu,
daha küçük bir çobandı,
koyunları severdi,

en çok da kuzuları.
Okula gidemedi,
koyunları gütmek için...

Dağları avcunun içi gibi bilirdi.
En iyi otlakları daha küçükken öğrendi.
Derken kendilerine ‘Karker’ [PKK gerillaları]
denilenler gelmeye başladılar,

Resul onlara azığını verirdi...
Bir gün azığını dertop edip verdim.
Sürüyü önüne katıp dağa gitti.
Ondan beridir de kendisine

özgürce dokunamadım.
Kayboldu Resul.
Her yerde aradım...
Korktum...
nce öldü sandım.
Sonra izini buldum.
Sevindim yaşıyordu,

‘Asker,’ dediler,
‘ama o daha çocuk,’ dedim.
Dinletemedim.
Sorma, dediler...
Özgürlük, dediler.
‘Ama Resul daha çok küçük, bilmez,’

dedim. Bir daha haber
gelmedi ondan,
ne gördüm ne kokladım Resul’umu...
Sonra, iki yıl sonra, haber geldi.
Baze’de korucular vurmuş,
öldü deyip bırakmışlar önce...
Resul yaralı, bir çalının arkasına gizlenmiş.
Sonrasında mı?
Korucular, “Bir terörist yakalandı,” diye
müjdelemişler devlete.

Şimdi zindanda Resul... 

Yaşıyor diye sevinmişti,
şükretmişti Ayşe ama ya mahpusluk?
15 yıl... 

“Kardeşim hiç hain olmadı kızım"

Hiç yaşamadı Resul, hiç görmedi.
Ne bir berivanın elini tutabildi,
ne de berivanlara kavalıyla ilanıaşk edebildi.
İki büklüm, kambur bir adam Resul.
Açlık grevlerinden eriyen
bir mapus Resul.
Yarım bile olamayan yitik bir yaşam...
Yine de şanslı, diyor Ayşe,
sağ hiç değilse.
Keşke kardeşim de
onun gibi sağ olsaydı da
20 yıl zindanda olsaydı.
Bahardı, 1994’ün baharı.
Dört kişiydiler.
Üçü içeri girdi,
biri dışarda etrafı gözetliyordu.
Girenler Kalaşnikoflarının namlularını
Ayşe’nin kardeşine, Xelife’ye doğrulttular.
Yer sofrasında namlularla yüz yüze geldi.
Kalk, bizimle geleceksin!
Kurutulmuş domatesli pilavı
kaşıklamayı bıraktı, gitti.
23’ündeki oğlu Sait,
“Ben de geleyim,” dedi.
“Gerek yok,” dediler,
“işimiz kısa sürecek, hemen döner.”
Ama dönmedi!
Sofra ortada kaldı.
Elleri arkasından bağlı,
kafasında beş kurşun!
Akrabalar cesedini buldu
ertesi gün Xelife’nin.
Elleri arkadan bağlanmış,
kafasına beş kurşun sıkılmıştı.
Cesedi hâlâ kanıyordu mezara konduğunda...
Kanını eşarbıma sürdüm,
diyor Ayşe.
Kardeşimi Havar vurdu, diyor Ayşe,
oydu eve gelenlerin başındaki.
Havar, Kahraman Bilgiç...
Hain’ diye vurdular, diyor Ayşe.

Kardeşim hiç hain olmadı kızım.
Evinde her gün on adama
ekmek verirdi.
Hiç korucu olmadı Xelife,
karşıydı koruculuğa;
koruculuğu mertliğine yediremiyordu.
Ne de ihtiyacı vardı;
köyün şartlarına göre zengin sayılırdı,
köylülerin birçoğu otomobili

ilk onunla tanımıştı mesela.
Köyde herkesin yardımcısı
ve dertlerinin çaresiydi.
Gitti işte, hem de hain damgası ile...
Sonra da mektup yolladılar bize;
‘Hain değildi,’ diye.
‘Onu vuranlar haindi,’ diye.”

Xelife’nin ilk eşi Emine
ondan iki yıl önce kanserden ölmüş,
dört kızı ve altı oğlu ile kalmıştı Xelife...
Sonunda çocuklarına baksın diye
Cihan’la yeni evlenmişti.
Cihan da Xelife’nin öldürülmesinden sonra
babaevine döndü,
sonra da başkasıyla evlendi...

koylerine-girmeleri-yasakti-30-yillik-hasret-boyle-sona-erdi-6146fdf6ef60a.webp

“Her ev bir topla nasıl yıkılır gördük kendi köyümüzde..."

Bir daha hiç kına yakmadı Ayşe.
Saçları bembeyaz şimdi.
Beyazı seviyor Ayşe.
Bayramda üzerindeki karaları çıkarıp
beyaz giyiyor Ayşe.
En sevdiği beyaz elbisesini
oğlunu zindanda ziyaret edeceği
zaman giyiyor.
Kızıyormuş Resul, neden giyiyorsun,
çok eskidi, lekeli diyormuş...
Ama yüreği el vermiyor
bu beyaz “kiras”ı [geleneksel Kürt
kadın kıyafeti] atmaya.
Oğlundan yadigâr.
Resul almıştı, daha küçükken
tüccarlarla sınırı geçip Irak’a gittiğinde...
Onun hediyesiydi...
Hâlâ Resul kokuyor, diyor Ayşe.
Kar boldu bu yıl, Hakkâri’de.
Bereket, diyor Ayşe.
Otlar gür olacak.
Baharın mende,
lüş ve alo toplayacak...
Ama uşkun toplamayacak.
Sarp yerlerde yetişen bir bitkidir uşkun.
Kökünden koparılmazsa tadına varılmaz...
Kendi kaderini görürmüş uşkunda,
Ayşe, “Benim gibi,
kökünden koparılıp atılır.”
Ayşe yerinden yurdundan edilmiş biri.
İstatistiklerde “Yerinden Edilmiş Kişi
diye geçiyor.
Köyümüz büyüktü, yüz hane vardı,”
diyor Ayşe özlemle,
ağacımız vardı, tarlamız, toprağımız,
bir tek çay şeker alırdık, bir de giyecek.
Gerisinin hepsi vardı köyde...”
1995’te güneşli bir mayıs gününün
öğleden sonrası top sesleriyle sarsıldı köy.

Zaten okula sığınmıştık çoğumuz.
Atılan toplardan evlerimizde
korkar olmuştuk, yıkılacak diyorduk,
okula sığınmıştık...
O mayısta da durmadı toplar...
Çoluk çocuk...
Çıkamadık dışarı, sabahtan akşama dek.
Karkerler varmış da köyde...”

Var mıydı peki, diye sordum.

“Yoktular, kardeşimden bu yana 
pek sık gelmezlerdi ki...

Günlerce top ateşinden sonra
askerler köye doluştu.
Kadınlarla erkekleri ayırdılar.

Çocuklar ağlıyordu.
Anne babalar korkudan
çocuklarını bile kucaklayamadı,
onları teskin edecek

cesareti gösteremedi.
Hepimiz çocuklar gibi korkudan
tir tir titriyorduk. Hepimiz öleceğiz,
diyorduk...”

Ölmediler ama köklerinden
sökülüp sürüldüler.
Her ev bir topla nasıl yıkılır
gördük kendi köyümüzde...
Evlerimizin kapısına varamadık
,”
diyor Ayşe,
oracıkta bekletildik, her ev bir topla
nasıl yıkılır o gün öğrendik.
Ev başı bir top!
Köyümüz zengin bir köydü.
Ama bazılarımız ayakkabılarını
dahi alamadan çıktık. Her şey...

Ektiğimiz pirinç, buğday, tarlalar,
koyunlar, inekler...
Her şey kaldı.”
Ayşe’nin Hakkâri’nin Çukurca ilçesine
bağlı köyü, gerçek adıyla Marifan.
1995 yılında boşaltıldı.
Çukurca’da, resmi rakamlara göre
17 köy ile 58 mezra ve
1 belde ve bu beldeye bağlı 5 mahalleden
sadece 5 köy ve 6 mezrada
insan yaşıyor şimdi.
“Onlar da çok kalmaz gelir yine bu yıl,
yine göçerler,” diyor Ayşe...

“Xezal Elazığ’da, tımarhanede, bir odada tutuyorlar onu...”

Hakkâri’de bir gecekonduda yaşıyor Ayşe.
Daha yakında çığ indi
çalı çırpıdan çattıkları çatılarına...
Allah kurtardı, diyor on iki nüfusu.
Ayşe, oğlu, gelini, kızı,
yeni askerden dönen oğlu
ve yedi torunu.
Yarı tok, yarı aç bir hayat
Su yok, yazın hiç akmaz,
kışın da donmazsa arada akar.
Yine köydeki gibi bir çeşmeden
taşıyorlar suyu, bazen bir iki saat
sırada bekledikten sonra...
Xezal Elazığ’da, tımarhanede,
bir odada tutuyorlar onu...

Çeşmeye artık kızı Xezal gidemiyor.
Eskiden kardeşlerinin bakımında,
ev idaresinde, her işte Ayşe’nin tek dostu,
yardımcısıydı Xezal.

“Köyden geldik, alışamadı Xezal.
Çıkma, gezme dedi erkek kardeşleri...
Berivandı Xezal, köyde yaylada
nefes alırdı. Şimdi Elazığ’da. O tımarhanede
bir odada tutuyorlar ve daha fena oluyor.
Dönünce göndermeyeceğim bir daha.
Ama çaresiz yolladık.
Çünkü geceleri dışarıda,

evimizin arkasındaki tepelerde bulup
getiriyorlardı. Bir de Çukurca’ya kaçıyordu
sık sık Xezal...”

Cin çarpmış, diyorlar.
Bence acı çarpmış.
Anası Ayşe kadar güçlü değilmiş Xezal.
Yitirdi aklını o kadar acıdan,
diyor Ayşe. Umudu hâlâ Resul’de.
“Bir çıksa hapisten, Resul bilir o kardeşine
ne yapılacağını, orada öğrenmiş
okuma yazmayı,” diyor Ayşe.
Ayşe’nin hasreti hem Resul’a,
hem bahara...
Baharın dağa gidip pancar toplayacak.
Pancarı Hakkâri’de satacak.
Biriktirdiği parayla
Resul’u zindanda ziyaret edecek.
Ama şimdi hâlâ kar var.
Ayşe’nin tek tesellisi telefon.
Evde telefon var.
Cezaevinde oğluna telefon açma
hakkı verdiklerinde aldılar.
Konuşamadım önce,” diyor Ayşe,
Türkçe bilmiyorum diye,
olmaz dedi gardiyanlar...
Şükür şimdi sesini duyabiliyorum

ve onunla konuşuyorum
haftada bir on dakikalığına...
Hep iyiyiz diyorum.
Bilmiyor Xezal’in

aklını kaybettiğini...
Hep iyiyiz diyorum.”  

Evet size Ayşe’den, hikâyesinden
söz ettim biraz.
Yüzlerce Ayşe var Hakkâri denilen
yarı açık mahpusun içinde.
Her sabah ibadet eder gibi
gözlerinin önüne koydukları, yitirdikleri
veya mahpus sevdiklerinin,
çocuklarının resimleri ile
güne başlayan, artık kaybedecek
pek bir şeyleri kalmayan kadınlar...
Göç, ölüm ve acının
her türlüsünün sıradanlaştığı,
herkesin göğsünde gösterecek
birkaç yarasının olduğu bir yer Hakkâri...
Kimi Ayşe gibi acıya alışmış...
Kimi Xezal gibi ya yitirmiş ya da ha yitirdi,
ha yitirecek aklını...
Ayşe’nin hikâyesine inanmıyormuş vilayet.
Bir torba makarna ile
iki ton kömür için ispat istiyormuş Ayşe’den...
“Bu devlet nasıl bakar?” demiş birisi
bir seferinde.
Eee bizi atmasaydı evimizden,
köyümüzden, bizi yoksulluğa
mahkûm etmeseydi,” diyor Ayşe...
Hakkâri’den geliyorum.
Bizim orada kış bu yıl amansızdı.
İnsan boyu kar yağdı.
Ayşe’nin çatısına çığ düştü.
Ayşe’nin hasreti hem bahara,
hem Resul’a...
Baharın dağa gidip pancar toplayacak.
Pancarı Hakkâri’de satacak.
Biriktirdiği parayla oğlunu
zindanda ziyaret edecek.
En son telefonla konuştum.
En son ne demek istersin diye
sordum Ayşe’ye.
Sizlere sadece, evet sadece,
selam söyledi Ayşe...

1ec5c0df-6602-424b-8cd6-ee5f999316dc.jpg

Avukat Rojbin Tugan'ın
11 Mart 2006'da,
Bilgi Üniversitesi'nde yapılan
“Türkiye’nin Kürt Sorunu Konferansı”ndaki konuşması.

 

YAZAR: Hasan Cemal 

 

Kaynak:T24

HABERE YORUM KAT
UYARI: Yorumlarınız editör onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur. Kurumumuz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.