KÜLTÜR NEDİR, NE DEĞİLDİR?
Tam da biz kent hafızasını ve Hakkâri Evi’ni konuşurken iki haber servis edildi gazetelere: "Mir Kalesi’nde kazılar sürüyor" ve "Hakkâri’ye yeni nesil Modern Kültür Merkezi yapılıyor."
Elbette biliyoruz; yüce bürokrasimizin biz fani köşe yazarlarına tenezzül edip cevap vermek gibi bir alışkanlığı olamaz. Ama madem bu haberler feryadımızın ortasına denk geldi, biz de bu tesadüfü bir selam kabul edip soralım: Kültür gerçekten nedir?
1. Mir Kalesi’nin eteklerinde asırlık taşları gün yüzüne çıkarmak elbette çok kıymetlidir. Ancak kültür; sadece toprağın altından çıkarılıp cam vitrinlere konulan cansız nesnelerden ibaret değildir. Kültür canlıdır; insanın taşla, komşusuyla, kentin sokağıyla kurduğu yaşayan ilişkidir. Kaledeki taşı "tarih" sayıp, yanı başındaki Hakkâri Evi’ni "yıkılacak yapı" görmek, kültürü sadece bir müze envanteri zannetmektir.
2. "Eski Kültür Merkezi" Kurnazlığı ve 11 Yıllık Hafıza Servis edilen bültende "Hakkâri Evi’ni yıkacağız" diyemeyip "Eski Kültür Merkezi’nin yerine yapıyoruz" kılıfına sığınıyorlar. Biz o alanın her santimetresini biliyoruz; o alanın kalbinde bugün Hakkâri Evi duruyor! Dozeri betona sürerken 11 yıllık canlı hafızayı da yutacağınızı anlamıyor muyuz?
"11 yıllık mekân niye bu kadar önemli?" diyenlere cevabımız net: Taş Hamam da zamanında 3 aylıktı! Taş Sinema bir zamanlar sadece 2 yaşındaydı! Tarih gökten 500 yıllık inmez; bugün yıkılmasına göz yumduğunuz hafızayı, 50 yıl sonra dövünerek ararsınız.
3. O Mimarinin Harcını Kimler Karmıştı?
Övündüğümüz Selçuklu ve Osmanlı mimarisi tek bir fermanın değil; Ahlat’tan Diyarbakır’a, Konya’dan Edirne’ye Kürdüyle, Türküyle, Ermenisiyle, Süryanisiyle, Rumuyla, Çerkesiyle bu coğrafyadaki kadim halkların ortak alın teridir. Dünün insanı taşa ruh katarken, bugünün idari aklı merkeze süslü dosyalar sunup alkış alma heyecanıyla bize "TOKİ tipi" ruhsuz, gri beton kutuları reva görüyor. Kadim halkların zanaatıyla övünüp kentin geleceğini gri betonlara mahkûm etmek hangi kültür vizyonudur?
4. Bu coğrafyanın kadim mimari geleneklerini sayarken "Selçuklu Mimarisi, Osmanlı Mimarisi, TOKİ Mimarisi" kronolojisini oluşturmak biraz absürt durmuyor mu?
5. Bir An Durun ve Vicdanınıza Sorun...
Şehirler sadece betonla ve resmi evraklarla yönetilmez; vicdanla ve hafızayla yaşatılır. Merkezden onay almak kolaydır; asıl maharet bu kentin birikmiş neşesini, çay sohbetini, leylak bahçesini koruyarak o imzayı attırabilmektir.
Mir Kalesi’ni toprağın altından çıkarırken, toprağın üstündeki Hakkâri Evi’ni gömmeye kalkmayın.
Kültür, geçmişi kazırken bugünü yıkmak değil; bugünün yaşanmışlığını geleceğe miras bırakabilme cesaretidir.