Hakkâri’nin Sokaklarında Kaybolan Güven

Ömer Ak

Bir zamanlar bu topraklarda bir kapının çalınması, yalnızca bir ziyaret anlamına gelmezdi. O kapının ardında bir güven, bir dayanışma, bir kardeşlik vardı.

Hakkâri’de komşuluk, bugün kullandığımız anlamıyla yalnızca aynı apartmanda, aynı sokakta ya da aynı mahallede yaşayan insanların ilişkisi değildi. Komşu, adeta aileden biriydi. Komşunun çocuğu kendi çocuğun, komşunun derdi kendi derdin, komşunun sevinci kendi sevincin sayılırdı.

Bir anne sabah erkenden işine ya da tarlasına giderken çocuğunu gönül rahatlığıyla komşusuna bırakabilirdi. Çünkü bilirdi ki o çocuk yalnız değildi. Komşusu onu kendi evladı gibi koruyacaktı.

İşte böyle bir toplumdu bizim toplumumuz.

Kapılar açıktı, sofralar paylaşılırdı. Bir evde yemek pişmişse kokusu komşuya gider, bir evde sıkıntı varsa mahalle o sıkıntının etrafında kenetlenirdi. İnsanlar birbirinin malına, canına, namusuna ve evladına sahip çıkardı.

Belki de bu yüzden bu topraklar yalnızca doğasıyla değil, yetiştirdiği insanlarla da anılırdı.

Peki ne oldu bize?

Aynı sokaklarda, aynı mahallelerde bugün farklı bir gerçekle karşı karşıyayız.

Uyuşturucu haberleri artık hayatımızın sıradan bir parçası haline gelmeye başladı. Bir gün eroin, başka bir gün esrar, bir başka gün uyuşturucu operasyonu…

“Şu kadar uyuşturucu ele geçirildi, şu kadar şüpheli yakalandı.”

Haber değeri taşıyan rakamlar bunlar.

Ama biz çoğu zaman rakamların arkasındaki insan hikâyesini göremiyoruz.

Oysa ele geçirilen her uyuşturucu paketi, yalnızca bir operasyonun sonucu değildir. Belki bir çocuğun geleceğidir. Belki bir annenin geceleri uyuyamamasıdır. Belki bir babanın çaresizliğidir. Belki de bir ailenin sessizce dağılışının başlangıcıdır.

En tehlikelisi ise bütün bunlara alışmaya başlamamızdır.

Uyuşturucu haberlerini duyduğumuzda artık eskisi kadar şaşırmıyoruz.

“Yine uyuşturucu operasyonu…”

deyip geçiyoruz.

İşte asıl korkutucu olan da budur.

Bir toplumun başına gelen kötülüğün kendisinden daha tehlikeli olan, o kötülüğe alışmasıdır.

Çünkü alıştığımız anda mücadele etme gücümüz de zayıflar.

Kaybolan yalnızca güven değil

Bugün uyuşturucu ticaretini yalnızca bir asayiş sorunu olarak değerlendirmek büyük bir yanılgı olur.

Bu mesele aynı zamanda bir toplumsal ve ahlaki çözülme meselesidir.

Çünkü uyuşturucu ticareti yalnızca uyuşturucu satmaz.

Güveni de satar.

Komşuluğu da satar.

Bir annenin evladına duyduğu güveni de satar.

Bir mahallenin huzurunu da satar.

Bir çocuğun geleceğini de satar.

Birkaç kuruş daha fazla kazanmak uğruna insanların hayatını zehirlemek, aslında yalnızca bir suç işlemek değildir. Bir toplumun ortak vicdanına zarar vermektir.

Dün çocuğunu gözünü kırpmadan komşusuna emanet eden anne-babalar, bugün çocuklarının kimlerle arkadaşlık ettiğini, hangi sokakta bulunduğunu, kiminle görüştüğünü düşünmek zorunda kalıyorsa burada hepimizin durup düşünmesi gerekir.

Çünkü kaybettiğimiz şey yalnızca güvenlik değildir.

Kaybettiğimiz şey birbirimize duyduğumuz güvendir.

Para her şey değildir

İnsanoğlu elbette çalışacak, kazanacak, geçimini sağlayacak.

Para hayatın bir gerçeğidir.

Ancak para hiçbir zaman hayatın amacı haline gelmemelidir.

Çünkü para amaç olduğunda insan, değerlerini araç haline getirmeye başlar.

Bir paket uyuşturucu karşılığında alınan para belki cebinizi doldurabilir.

Ama o paranın karşılığında bir çocuğun hayatı kararıyorsa, bir aile dağılıyorsa, bir annenin gözyaşı dökülüyorsa o paranın hiçbir değeri yoktur.

Bir annenin uykusunu satın alabilecek para yoktur.

Bir babanın evladına duyduğu güveni satın alabilecek para yoktur.

Bir mahallenin huzurunu satın alabilecek para yoktur.

Ve en önemlisi, kaybedilen vicdanı geri satın alabilecek hiçbir servet yoktur.

Bu toprakların bize bıraktığı bir miras var

Hakkâri’nin geçmişine baktığımızda yalnızca dağları, vadileri, yaylaları ve doğal güzellikleri görmeyiz.

Bu toprakların bir de insanlık mirası vardır.

Büyüklerin sözlerinde, ailelerin terbiyesinde, komşuluk ilişkilerinde, sofraların paylaşılmasında ve birbirine sahip çıkma kültüründe yaşayan bir miras…

“Komşu hakkı” dediğimiz değer, aslında bir toplumun birbirine verdiği güven sözleşmesiydi.

Komşunun evladı sana emanetti.

Komşunun evi sana emanetti.

Komşunun derdi sana emanetti.

Bugün bu emaneti yeniden hatırlamaya ihtiyacımız var.

Çünkü mesele yalnızca uyuşturucuyla mücadele etmek değildir.

Elbette güvenlik güçleri görevini yapacak, operasyonlar düzenlenecek, suçlular adalet önüne çıkarılacak. Ancak yalnızca operasyonlarla toplumdaki yarayı tamamen iyileştirmek mümkün değildir.

Ailelerin, öğretmenlerin, kanaat önderlerinin, sivil toplum kuruluşlarının, yerel yöneticilerin ve toplumun tamamının bu mücadelede sorumluluğu vardır.

Çünkü uyuşturucu yalnızca sokakta satılmaz.

Bazen ilgisizlikte büyür.

Bazen aile içindeki iletişimsizlikte kök salar.

Bazen bir çocuğun kendisini değersiz hissettiği anda hayatına girer.

Bu nedenle çocuklarımızın elinden tutmak, onlarla konuşmak, onları dinlemek ve kendilerini güvende hissetmelerini sağlamak da bu mücadelenin bir parçasıdır.

Hâlâ geç değil

Hakkâri’nin kaderi uyuşturucuyla anılmak değildir.

Bu toprakların adı uyuşturucuyla değil; yetiştirdiği güzel insanlarla, dayanışmayla, kardeşlikle, misafirperverlikle ve insanlıkla anılmalıdır.

Bir zamanlar komşusunun çocuğunu kendi evladı gibi gören insanların yaşadığı bu topraklarda, o kültürü yeniden ayağa kaldırmak bizim elimizdedir.

Çocuklarımızın sokaklarını yeniden güvenli hale getirebiliriz.

Komşuluk ilişkilerini yeniden güçlendirebiliriz.

Birbirimizin kapısını yeniden çekinmeden çalabiliriz.

Parayı yeniden olması gereken yere, yani hayatımızda bir araç konumuna koyabiliriz.

Çünkü insanı zengin yapan, cebindeki para değildir.

İnsanı zengin yapan; yanında güvenebileceği insanların, kapısını çalabileceği komşularının ve gerektiğinde elini uzatacak bir toplumun olmasıdır.

Hakkâri’nin dağları hâlâ dimdik ayakta.

Bu toprakların tarihi hâlâ burada.

Komşuluk kültürü tamamen yok olmuş değil.

Vicdan hâlâ var.

Umut hâlâ var.

Yeter ki onu yeniden büyütmesini bilelim.

Çünkü kaybettiğimiz yalnızca güven değil.

Kaybettiğimiz, kim olduğumuzdur.

Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:

Çocuklarımıza nasıl bir Hakkâri bırakacağız?

Uyuşturucunun gölgesinde korkuyla yaşayan bir şehir mi?

Yoksa komşunun komşuya yeniden güvenebildiği, çocukların sokaklarda gönül rahatlığıyla oynadığı, insanlığın ve vicdanın paradan daha değerli olduğu bir Hakkâri mi?

Cevabı aslında hepimizin elinde.

Çünkü bu topraklar bir zamanlar güzel insanlar yetiştirdi.

İstersek yine yetiştirebilir.

Yeter ki para hırsının önüne vicdanı, korkunun önüne kardeşliği, yabancılaşmanın önüne komşuluğu koyabilelim.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumlarınız editör onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur. Kurumumuz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.