Gövdesini Taşın Altına Koyanlar

Ömer Ak

Yeni Türkiye’nin inşası, bir sloganın, bir seçim vaadinin ya da bir ideolojik sloganın ötesinde, tarihî bir irade meselesidir. Bu irade, yalnızca sözle değil, bedenle ortaya konmuştur. Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Sayın  Devlet Bahçeli’nin “ellerini değil, gövdelerini taşın altına koymaları” ifadesi, bu gerçeğin en çıplak ve en ağır tanımıdır. Çünkü bu topraklarda iktidar, çoğu zaman koltukta oturmakla, kalemi imzalamakla, konuşmakla ölçülürdü. Onlar ise omuzlarına, sırtlarına, hatta varoluşlarına yük bindirmeyi tercih ettiler. Taşın altında ezilme riskini göze alarak, taşın üzerine çıkmayı değil, onunla birlikte yükü taşımaya razı oldular.

Ortadoğu’nun yanı başında, her an alev alabilecek bir coğrafyada yaşamanın bedeli ağırdır. Komşuların birinde iç savaş, ötekinde vekâlet savaşları, bir başkasında ise devlet aygıtının çöküşü… Bu kaosta bir ülkenin ayakta kalabilmesi, tesadüfle açıklanamaz. Tesadüf, zayıf iradelerin sığınağıdır. Güçlü irade ise, tecrübeyi, istikrarı ve kararlılığı bir araya getirir. Türkiye’nin son yıllarda karşılaştığı büyük facialardan –ekonomik tuzaklardan, terör dalgalarından, dış müdahale girişimlerinden– görece korunmuş olması, rastlantı değil; devletin, işin ehlince yönetilmesinin sonucudur. Tecrübe, kriz anında panik yerine soğukkanlılık üretir. İstikrar, düşmanın en çok istediği şeyi –belirsizliği– engeller. Bu iki unsur birleştiğinde, bir ülke yalnızca savunma yapmaz; savunma sanayiini de bir güç unsuru hâline getirir.
Türkiye’nin savunma sanayiinde kat ettiği mesafe, bu istikrarın ve tecrübenin en somut kanıtıdır. Bir zamanlar neredeyse her parçası dışarıdan gelen bir orduya sahip olan ülke, bugün kendi füzesini, kendi insansız hava aracını, kendi savaş gemisini, kendi elektronik harp sistemini üretebilen bir noktaya gelmiştir. Bu, bir gecede olan bir mucize değildir. Yılların sürekliliği, kararlılığın kesintisizliği ve siyasi iradenin sarsılmamasıyla mümkün olmuştur. Hükümetin istikrarı, mühendislerin, bilim insanlarının, işçilerin emeğini boşa çıkarmamış; aksine onları daha da ileriye taşımıştır. Dünya ölçeğinde sayılı ülkeler arasına girmek, bir övünç meselesi değil; bir güvenlik meselesidir. Çünkü silahını üreten, iradesini de üretir.

Bu süreçte baltalamaya çalışanlar, süreci “kandan beslenenler” olarak nitelendirmek abartı değildir. Çünkü bazı çevreler için istikrar, kendi varlık sebeplerinin sonudur. Kriz, onlar için fırsattır. Kaos, onların ekmek teknesidir. Terörün, ekonomik manipülasyonun, psikolojik harpın, toplumsal kutuplaştırmanın arkasında çoğu zaman aynı zihniyet yatar: Türkiye’nin güçlenmesini engellemek, onun kendi ayakları üzerinde durmasını geciktirmek. Bu zihniyet, bazen “demokrasi” maskesiyle, bazen “barış” söylemiyle, bazen de “eleştiri özgürlüğü” kılıfıyla ortaya çıkar. Oysa gerçek niyet, çoğu zaman aynıdır: Güçlü bir Türkiye’nin, bölgesinde ve dünyada söz sahibi olmasını engellemek.

Bu oyuna gelmemek, yalnızca bir siyasi tercih değil; bir tarihî sorumluluktur. Çünkü bu topraklar, geçmişte birçok kez “böl-yönet” oyunlarının sahnesi olmuştur. Her seferinde, içeriden destek bulan dış müdahaleler, büyük facialara kapı aralamıştır. Bugün aynı tuzağa düşmemek, yalnızca bugünü değil, yarını da korumaktır. Erdoğan ve Bahçeli’nin gövdelerini taşın altına koymaları, bu tuzağı fark eden ve ona karşı duran bir iradenin ifadesidir. Onların bu tutumu, bireysel bir kahramanlık değil; kolektif bir uyanışın sembolüdür.

Yeni Türkiye, bir bina gibi yükselmez. O, her gün yeniden inşa edilir. Temeli, istikrardır. Duvarları, tecrübedir. Çatısı ise, halkın sağduyusudur. Bu inşayı bozmaya çalışanlara karşı en güçlü silah, akıldır. Akıl, duygusal tepkilerin ötesine geçerek, uzun vadeli düşünmeyi sağlar. Akıl, “kim ne diyor” sorusunun yerine “ne için diyor” sorusunu koyar. Akıl, kandan beslenenlerin oyununu bozar.

Tarih, irade gösterenleri hatırlar. Kolay yoldan gidenleri değil, zor yolu seçenleri yazar. Gövdesini taşın altına koyanlar, bir gün o taşın üzerinden kalkıp, üzerinde yürüyenlerin de yolunu açarlar. Yeni Türkiye’nin inşası, işte bu yürüyüştür. Ve bu yürüyüş, henüz bitmemiştir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumlarınız editör onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur. Kurumumuz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.