Gençler gidiyor, Hakkari bekliyor: Bu şehir ne zaman ayağa kalkacak?

Gül Çiftçi

Hakkari'nin hikâyesi yalnızca dağların, vadilerin, sert kışların ve zorlu coğrafyanın hikâyesi değildir. Bu şehir aynı zamanda büyük umutların, güçlü hayallerin ve sahip olduğu potansiyeli bir türlü tam anlamıyla hayata geçiremeyen insanların hikâyesidir.

Zap Suyu yüzyıllardır hırçın akıyor, Sümbül Dağı bütün heybetiyle bu kadim kenti izliyor. Kışın metreleri bulan karına, ulaşımda yaşanan güçlüklere ve coğrafyanın bütün zorluklarına rağmen Hakkari insanı hayata tutunmaya devam ediyor. Ancak artık hepimizin kendimize sorması gereken önemli bir soru var: Hakkari, sahip olduğu potansiyele rağmen neden hak ettiği ekonomik ve sosyal gelişmişlik seviyesine ulaşamıyor?

Bugün Hakkari'de bir kahvehaneye oturduğunuzda, bir esnafla sohbet ettiğinizde ya da gençlerin gelecek planlarını dinlediğinizde aynı sorunlarla karşılaşıyorsunuz. İşsizlik, ekonomik daralma, yatırım eksikliği ve gençlerin başka şehirlere göç etmek zorunda kalması...

Asıl üzerinde düşünmemiz gereken mesele de tam olarak budur.

Bir şehir düşünün ki genç nüfusu var, doğal kaynakları var, hayvancılığa elverişli yaylaları var, iki ülkeye açılan sınır kapıları var. Turizm açısından keşfedilmeyi bekleyen eşsiz güzellikleri var. Peki, bütün bu imkânlara rağmen neden ekonomik anlamda istenilen noktada değiliz?

ARTIK HAKKARİ'NİN KADERİNİ DEĞİL, GELECEĞİNİ KONUŞMALIYIZ

Yıllardır Hakkari'nin coğrafi şartlarını, ulaşım sorunlarını ve dezavantajlarını konuşuyoruz. Elbette bu sorunlar gerçek ve çözüm bekliyor. Ancak bir şehrin geleceğini yalnızca yaşadığı zorluklar üzerinden tanımlamak, o şehrin sahip olduğu fırsatları görmezden gelmek anlamına gelir.

Hakkari'nin uzaklığı bir dezavantaj olabilir ama bu durum yatırım yapmamanın, üretimi geliştirmemenin ve gençlere yeni istihdam alanları oluşturmamanın gerekçesi haline gelmemelidir.

Artık mesele sadece devletin yapacağı yatırımları beklemek de değildir. Kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, iş insanları ve kentin bütün dinamikleri ortak bir gelecek vizyonu etrafında buluşmalıdır.

Çünkü Hakkari'nin kalkınması, birkaç projenin hayata geçirilmesiyle sınırlı kalmamalı; üretimi, istihdamı, ticareti ve sosyal yaşamı kapsayan uzun vadeli bir kalkınma politikasına dönüşmelidir.

SINIR KAPILARI SADECE GEÇİŞ NOKTASI DEĞİL, EKONOMİK KALKINMANIN MERKEZİ OLMALI

Hakkari'nin en önemli ekonomik avantajlarından biri sınır ticaretidir. Esendere ve Üzümlü sınır kapıları, doğru değerlendirildiğinde yalnızca yolcu ve araç geçişlerinin yapıldığı noktalar olmaktan çıkarak bölgenin önemli ticaret merkezlerine dönüşebilir.

İran ve Irak ile olan ticari ilişkiler, Hakkari için büyük fırsatlar barındırıyor. Ancak bu fırsatların gerçek anlamda ekonomik kazanca dönüşebilmesi için yerel tüccarın desteklenmesi, ticari işlemlerin kolaylaştırılması, lojistik altyapının güçlendirilmesi ve bürokratik engellerin azaltılması gerekiyor.

Şunu açıkça söylemek gerekiyor: İki ülkeye sınırı bulunan bir kentin ticari potansiyelini yeterince değerlendirememesi üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir konudur.

Hakkari esnafı yalnızca şehir merkezindeki sınırlı ekonomik hareketliliğe mahkûm edilmemeli. Sınır ticaretinden elde edilen ekonomik kazancın yerel esnafa, üreticiye ve genç girişimcilere yansımasını sağlayacak modeller geliştirilmelidir.

Bir sınır kapısının gerçek başarısı yalnızca günlük araç geçiş sayısıyla değil, o kapının çevresinde oluşturduğu istihdam, ticaret ve ekonomik hareketlilikle ölçülmelidir.

YAYLALARIMIZ SADECE GÜZELLİK DEĞİL, BÜYÜK BİR EKONOMİK DEĞERDİR

Hakkari'nin sahip olduğu bir diğer önemli zenginlik ise doğası ve hayvancılık potansiyelidir.

Berçelan başta olmak üzere kentin yaylaları, meraları ve doğal bitki çeşitliliği büyük bir ekonomik değere dönüşebilecek özelliklere sahip. Bal üretimi, küçükbaş hayvancılık, süt ürünleri ve yöresel gıdalar, Hakkari'nin gelecekteki ekonomik kalkınmasında önemli rol oynayabilir.

Ancak burada önemli bir eksikliğimiz var: Üretmek kadar ürettiğimizi pazarlamak da zorundayız.

Bugün Hakkari'de üretilen kaliteli bir balın, peynirin veya hayvansal ürünün ulusal pazarda hak ettiği değeri görmesi için markalaşma, ambalajlama, soğuk zincir, dijital pazarlama ve dağıtım sistemlerinin geliştirilmesi gerekiyor.

Hakkari'nin kendi markalarını oluşturması artık bir tercih değil, ekonomik bir zorunluluktur.

Bir düşünün; Hakkari'de üretilen bir bal, İstanbul'daki bir marketin rafında yer alıyor. Yöresel peynirlerimiz farklı şehirlerde tüketiliyor. Hakkari markalı ürünler Avrupa pazarlarına ulaşıyor.

Bunlar hayal değil. Doğru planlama, üretici desteği ve güçlü bir pazarlama ağıyla gerçekleştirilebilecek hedeflerdir.

HAKKARİ'NİN EN BÜYÜK KAYBI GENÇLERİNİ KAYBETMESİDİR

Bütün ekonomik başlıkların üzerinde duran, belki de en önemli meselemiz gençlerimizin geleceğidir.

Hakkari'den üniversite okumak için başka şehirlere giden binlerce genç var. Bu gençler eğitimlerini tamamlıyor, meslek sahibi oluyor ve hayatlarını kurmak için farklı kentlerde kalmak zorunda kalıyor.

Peki, neden?

Çünkü gençler yalnızca diploma almak istemiyor. Kendi mesleğini yapabileceği, ekonomik özgürlüğünü kazanabileceği, hayallerini gerçekleştirebileceği bir şehirde yaşamak istiyor.

Bir gencin doğduğu şehirden ayrılması elbette hayatın doğal bir parçası olabilir. Ancak bir gencin geleceğini kendi memleketinde kuramayacağına inanarak gitmesi, üzerinde durulması gereken ciddi bir sorundur.

Hakkari'nin en büyük sermayesi yer altındaki madenleri, doğal kaynakları veya coğrafi zenginlikleri değildir. Bu şehrin en büyük sermayesi eğitimli, üretken, girişimci ve çalışkan gençleridir.

Bu nedenle genç istihdamı konusunda yeni bir anlayışa ihtiyaç var.

Tekstil atölyeleri, küçük ve orta ölçekli üretim tesisleri, tarımsal sanayi yatırımları, dijital çalışma merkezleri ve girişimcilik destekleri hayata geçirilmelidir. Gençlerin yalnızca kamuya atanmayı beklediği değil, kendi işini kurabildiği ve özel sektörde çalışma imkânı bulabildiği bir ekonomik yapı oluşturulmalıdır.

Yerel yönetimler, iş insanları ve sivil toplum kuruluşları bu konuda daha fazla sorumluluk üstlenmelidir. Gençlere yönelik projeler yalnızca toplantılarda dile getirilen temenniler olarak kalmamalı, somut yatırımlara ve istihdam rakamlarına dönüşmelidir.

Çünkü bir şehir, gençleri başka kentlerde gelecek ararken gerçek anlamda kalkınmış sayılamaz.

TURİZM VE DOĞAL ZENGİNLİKLERİMİZİ DEĞERLENDİRMEK ZORUNDAYIZ

Hakkari'nin ekonomik geleceğini konuşurken turizmi de görmezden gelemeyiz.

Cilo Dağları, Sat Gölleri, Berçelan Yaylası, Zap Vadisi ve kentin eşsiz doğal güzellikleri yalnızca fotoğraf karelerinde yer alacak manzaralar değildir. Bunlar aynı zamanda turizm ekonomisine katkı sağlayabilecek önemli değerlerdir.

Doğa yürüyüşleri, dağcılık, kamp turizmi, kış turizmi ve kültürel geziler için Hakkari'nin önemli bir potansiyeli bulunuyor.

Ancak turizmin gelişmesi için yalnızca doğal güzelliklerin varlığı yeterli değildir. Konaklama tesisleri, ulaşım, tanıtım, güvenli turizm rotaları ve profesyonel organizasyonlar da gereklidir.

Hakkari'nin doğal güzelliklerini Türkiye'ye ve dünyaya anlatacak kapsamlı bir tanıtım çalışmasına ihtiyaç var. Gelen ziyaretçinin kentte daha fazla zaman geçirmesini ve yerel ekonomiye katkı sunmasını sağlayacak bir turizm modeli geliştirilmelidir.

BU ŞEHRİN KALKINMASI ORTAK SORUMLULUĞUMUZDUR

Burada bir başka önemli konuya da değinmek gerekiyor.

Hakkari'nin sorunlarını yalnızca eleştirmekle yetinmek kolaydır. Ancak çözüm üretmek, sorumluluk almak ve ortak hedefler doğrultusunda hareket etmek çok daha önemlidir.

Siyasetçiler seçim dönemlerinde Hakkari'nin kalkınmasından, gençlerin istihdamından, yatırımlardan ve projelerden söz ediyor. Peki, seçimlerin ardından bu hedeflerin ne kadarı hayata geçiriliyor?

Kentin ekonomik geleceği birkaç kişinin gündemine bırakılmayacak kadar önemli bir meseledir.

Hakkari'nin önümüzdeki 10-20 yılını kapsayan ciddi bir kalkınma planına ihtiyacı var. Bu planın içinde hangi ilçede hangi yatırımın yapılacağı, hangi sektörün destekleneceği, kaç kişiye istihdam sağlanacağı ve gençlerin kentte kalabilmesi için hangi adımların atılacağı açıkça ortaya konulmalıdır.

Artık güzel cümlelerden çok, sonuç veren projelere ihtiyacımız var.

Çünkü Hakkari'nin kaybedecek zamanı yok.

SON SÖZ: SÜMBÜL'ÜN GÖLGESİNDE YENİ BİR HAKKARİ MÜMKÜN

Bugün Sümbül Dağı'nın eteklerinde yaşayan insanların en büyük beklentisi, çocuklarının kendi memleketlerinde güzel bir gelecek kurabilmesidir. Bir annenin evladının başka bir şehirde iş aramak zorunda kalmamasını istemesi, bir esnafın dükkânını kapatmadan ayakta kalma mücadelesi vermesi, bir çiftçinin ürettiğinin karşılığını almayı beklemesi aslında aynı ortak hayalin parçalarıdır.

Bu hayal, ekonomik olarak güçlü, üretken, gençlerine umut veren ve sahip olduğu değerleri kazanca dönüştürebilen bir Hakkari'dir.

Elbette bütün sorunlar bir günde çözülemez. Ancak bugün atılacak doğru adımlar, yarının Hakkari'sini şekillendirebilir.

Unutmayalım ki bir şehrin kaderini yalnızca coğrafyası belirlemez. O şehrin insanlarının vizyonu, yöneticilerinin kararlılığı, yatırımcılarının cesareti ve ortak hareket etme iradesi de geleceği belirler.

Artık Hakkari'nin sürekli sorunlarıyla anılan değil, çözümleriyle konuşulan bir şehir olmasının zamanı geldi.

Zap Suyu akmaya, Sümbül Dağı heybetiyle Hakkari'yi izlemeye devam edecek. Asıl mesele, bizlerin bu kadim şehre nasıl bir gelecek bırakacağımızdır.

Çünkü Hakkari'nin kaderi göç vermek, yoksullukla anılmak ve fırsatlarını bekletmek olmak zorunda değil. Sümbül'ün gölgesinde üreten, büyüyen, gençlerine umut veren yeni bir Hakkari mümkündür. Yeter ki artık geleceği konuşmakla yetinmeyelim, geleceği birlikte inşa edelim.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumlarınız editör onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur. Kurumumuz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.