Çınarı Büyüten İrade, Gölgesinde Yaşayanlar

Ömer Ak

Yirmi beş yıl…

Türk siyasetinde bir neslin yetişmesine yetecek kadar uzun bir zaman.

Bu süre içerisinde Türkiye çok büyük dönüşümler yaşadı. Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi çizgisinin en belirgin söylemlerinden biri de uluslararası düzende daha fazla söz hakkı talebini ifade eden “Dünya beşten büyüktür” oldu. Erdoğan bu söylemi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısına yönelik reform çağrısıyla birlikte yıllardır dile getiriyor.

Fakat bugün sorulması gereken başka bir soru var:

Dünyaya meydan okuyan bu siyasi iradenin, kendi teşkilatında aynı dinamizm neden her yerde görülmüyor?

Çünkü bir liderin enerjisiyle bir teşkilatın enerjisi aynı şey değildir.

Bir lider gecesini gündüzüne katabilir.

Fakat onun adına siyaset yapanlar yalnızca makamlarını korumaya başladığında, hareketin ruhu ile teşkilatın görüntüsü arasında büyük bir uçurum oluşur.

İşte benim asıl meselem burada başlıyor.

ÇINAR BÜYÜDÜ, GÖLGE GENİŞLEDİ

Yirmi beş yıllık bir siyasi hareketi ulu bir çınara benzetelim.

Kökleri derinleşmiş.

Gövdesi kalınlaşmış.

Dalları dört bir yana uzanmış.

Gölgesi milyonlara ulaşmış.

Fakat büyük bir çınarın en büyük tehlikesi bazen dışarıdan gelen fırtına değildir.

Kendi gövdesinin içindeki çürümedir.

Ve siyasi hareketlerde bunun adı bazen rehavet, bazen makam tutkusu, bazen halktan kopuş, bazen de “nasıl olsa biz kazanırız” rahatlığıdır.

İşte burada vekile, il başkanına, belediye başkanına, teşkilat yöneticisine büyük sorumluluk düşer.

Çünkü liderin omuzlarında taşıdığı yükü, aşağıdaki kadrolar sadece alkışlayarak taşıyamaz.

Slogan söylemek kolaydır.
Sorumluluk almak zordur.
Makamda oturmak kolaydır.
Sahada çalışmak zordur.
Lideri övmek kolaydır.
Liderin davasını hakkıyla taşımak zordur.

Asıl mesele de budur.

Bir siyasi hareketin gücü, kürsülerde kaç kişinin konuştuğuyla değil; sahada kaç kişinin gerçekten çalıştığıyla ölçülür.

RUH YAŞLANIRSA GÖVDE DE AĞIRLAŞIR

İnsan yaşlanır.

Teşkilatlar da yaşlanır.

Ama burada sözünü ettiğim yaş, takvim yaşı değildir.

Ruhun yaşlanmasıdır.

Ruhu yaşlanan siyasetçi yeni fikir üretemez.

Vatandaşın derdini dinlemek yerine makamının konforunu düşünür.

Eleştiriden rahatsız olur.

Kendisine ulaşılmasını istemez.

Halkın arasında görünmek yerine protokolün arkasına saklanır.

Ve en tehlikelisi…

Kendi çevresinin alkışını halkın desteği zannetmeye başlar.

İşte bir siyasi hareket için gerçek tehlike budur.

Çünkü sokak başka konuşurken teşkilat kendi odasında başka konuşuyorsa, orada alarm zilleri çalıyor demektir.

Erdoğan’ın yıllardır savunduğu güçlü siyasi irade fikrinin altında, yalnızca bir liderin kararlılığı değil; sahada çalışan, üreten, vatandaşla temas eden bir kadro anlayışı da bulunmak zorundadır.

Aksi hâlde yukarıda yürüyen büyük bir mücadele, aşağıda makamını korumaya çalışan küçük hesaplara takılabilir.

“DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR” DİYEN BİR HAREKETİN İÇİNDE KÜÇÜK HESAPLAR OLMAMALI

Belki de en büyük çelişki burada.

Dünyadaki güç dengelerini sorgulayan…

Birleşmiş Milletler sisteminin değişmesi gerektiğini savunan…

“Dünya beşten büyüktür” diyerek daha adil bir küresel düzen talep eden bir siyasi anlayışın kendi içinde de büyük düşünmesi gerekir.

Küçük makam hesaplarıyla büyük davalar taşınmaz.

Kişisel beklentilerle büyük hedeflere ulaşılmaz.

Sadece liderin fotoğrafının arkasında durarak liderin mücadelesi verilmez.

Çünkü liderin yükünü taşımayan, sadece liderin gölgesinde duran kadrolar zamanla o gölgeyi de ağırlaştırır.

Ve unutulmamalıdır:

Çınarı büyüten köklerdir; çınarın gölgesinde ömür tüketenler değil.

Bugün mesele Erdoğan’ın ne kadar çalıştığından ibaret değildir.

Asıl mesele şudur:

Onun yanında yürüdüğünü söyleyenler ne kadar çalışıyor?

İl başkanı sahada mı?

Vekil vatandaşın arasında mı?

Belediye başkanı şehrin gerçek sorunlarını dinliyor mu?

Teşkilat gençlerin, esnafın, işçinin, çiftçinin, memurun, emeklinin sesini gerçekten duyuyor mu?

Yoksa bazıları sadece seçim zamanı mı hatırlıyor milleti?

Bu soruların cevabı, bir siyasi hareketin geleceği açısından sloganlardan çok daha önemlidir.

KURT DIŞARIDA DEĞİL, İÇERİDE OLABİLİR

Yirmi beş yıllık çınarın hâlâ güçlü olması mümkündür.

Fakat güçlü olmak, hiç kurtlanmayacağı anlamına gelmez.

Kurt bazen muhalefetten gelmez.

Bazen sandıktan gelmez.

Bazen dışarıdan hiç gelmez.

Kurt, içerideki rehavetten çıkar.

Makamın verdiği rahatlıktan…

Eleştiriyi duymamaktan…

Vatandaşın sesini önemsememekten…

Gençlerin önünü kapatmaktan…

Yeni fikirlere kulak tıkamaktan…

Ve en önemlisi, “Biz zaten kazanıyoruz” düşüncesinden…

İşte bu yüzden yirmi beş yıllık bir siyasi hareketin kendisine sorması gereken en önemli soru şudur:

“Biz hâlâ ilk günkü heyecanla mı yürüyoruz, yoksa çınarın gölgesinde ruhumuz mu yaşlandı?”

Çünkü lider yorulmayabilir.

Dava yorulmayabilir.

Millet yorulmayabilir.

Ama teşkilat yorulursa…

Çınarın dalları hâlâ yeşil görünürken kökler sessizce zayıflamaya başlayabilir.

Ve siyasetin en acı gerçeği şudur:

Bir hareketi bazen rakipleri değil, kendi rehaveti değiştirir.

Yirmi beş yıllık çınarın önündeki en büyük sınav da budur:

Daha ne kadar büyüyeceği değil…

İçini ne kadar diri tutabileceğidir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumlarınız editör onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur. Kurumumuz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.