Basamakları çıkmadan zirveye varılmaz

Ömer Ak

İşi ehline vermek gerekir. Çünkü ehline verilmeyen her görev, yalnızca bir koltuğun yanlış kişiye teslim edilmesi değildir; aynı zamanda o koltuğun altında çalışan insanların hakkına, emeğine ve kurumun geleceğine dokunan bir meseledir.

Özellikle kamu kurumlarında bir makamın sorumluluğu büyüdükçe, o makamı taşıyacak kişinin tecrübesinin de büyümesi gerekir.

Bir merdiveni düşünün…

İnsan normalde ilk basamağa ayağını koyar. Sonra ikinciye, üçüncüye, dördüncüye çıkar. Her basamakta biraz daha tecrübe kazanır, aşağıdakilerin ne yaşadığını görür, yukarı çıktıkça sorumluluğunun arttığını hisseder.

Peki ya ilk basamağa hiç basmadan beş basamak birden yukarı sıçrarsanız?

Yukarı çıkmış olursunuz ama basamakların ne anlama geldiğini öğrenmeden.

Asıl tehlike de burada başlar.

Çünkü en alt kademede çalışmanın ne demek olduğunu bilmeyen bir yönetici, yukarıdan aşağıya baktığında sadece rakamları, dosyaları, tabloları ve makamın gerektirdiği işlemleri görebilir. Oysa aşağıdaki personelin yaşadığı güçlüğü, sahadaki problemi, vatandaşla karşılaşırken yaşanan sıkıntıyı veya bir işi yapmanın görünmeyen yükünü anlamakta zorlanabilir.

Kurumları sadece makamlar değil, o makamların altında çalışan insanlar ayakta tutar.

Bu nedenle yöneticilik yalnızca bir koltuğa oturmak değildir.

Yönetici, gerektiğinde kendi personelinin yerine kendisini koyabilmelidir.

Çünkü bir personelin sabahın erken saatinde işe nasıl geldiğini, sahada hangi güçlüklerle karşılaştığını, vatandaşla hangi sorunları yaşadığını, eksik personelle nasıl çalıştığını ve bütün bunlara rağmen görevini nasıl yerine getirdiğini bilmeden verilen her karar, masa başında doğru görünüp sahada yanlış sonuçlar doğurabilir.

KOLTUK İNSANA GÖZLÜK TAKMAMALI

Bir başka tehlike daha vardır.

Kişi koltuğunu kaybetme korkusuna kapılırsa, zamanla kurumun gerçeklerini değil, koltuğunu koruyacak şartları görmeye başlayabilir.

Yanlışları görmez.

Sorunları duymak istemez.

Personelin şikâyetini rahatsızlık olarak değerlendirir.

Eleştiriyi düşmanlık zanneder.

Ve en kötüsü, kurumun gerçekleri ile kendi makamının güvenliği arasında seçim yapmak zorunda kaldığında makamını tercih edebilir.

Oysa kamu görevi şahsi bir mülk değildir.

Koltuklar geçicidir.

Makamlar emanettir.

Devlet kurumlarında asıl kalıcı olan; görevini hakkıyla yapan insanın bıraktığı iz, kuruma kazandırdığı kültür ve vatandaşın duyduğu güvendir.

LİYAKAT SADECE SINAVDAN İBARET DEĞİLDİR

Liyakat denildiğinde yalnızca diploma veya sınav puanını anlamamak gerekir.

Liyakat; bilgi, tecrübe, sorumluluk, adalet duygusu, kurum kültürü ve insan yönetebilme kabiliyetinin birlikte değerlendirilmesidir.

Elbette her yönetici aynı görev basamaklarından geçmek zorunda değildir. Ancak özellikle büyük sorumluluk taşıyan kamu görevlerinde, adayın kurumun alt kademelerini ve işin sahadaki gerçekliğini anlayabilmesi önemli bir avantajdır.

Çünkü işi yapanın ne yaşadığını bilen yönetici, emir vermeden önce düşünür.

Personelini dinler.

Sorunun kaynağına inmeye çalışır.

Ve karar verirken yalnızca kendisini değil, aşağıdaki basamaklarda çalışan insanları da hesaba katar.

BEŞ BASAMAK BİRDEN ATLAMAK

Bazen bir insan, kariyer merdiveninin birkaç basamağını birden atlayarak çok hızlı biçimde yukarı çıkabilir.

Bu tek başına başarı değildir.

Asıl soru şudur:

O kişi çıktığı makamın sorumluluğunu taşıyabilecek tecrübeyi gerçekten kazanmış mıdır?

Çünkü makam yükseldikçe insanın sadece yetkisi değil, görmesi gereken şeylerin sayısı da artar.

Aşağıdaki çalışanı göremeyen yönetici, yukarıdaki hedefi de doğru okuyamaz.

Sahadaki problemi bilmeyen, masa başında çözüm üretemez.

Personelinin sesini duymayan, kurumun gerçek sesini de duyamaz.

Ve bir gün kurumun bütün sorunları kapısına geldiğinde, yıllarca görmezden geldiği gerçeklerle karşı karşıya kalır.

DEVLETTE KOLTUK DEĞİL, EMANET ESASTIR

Kamu görevinde makamın sahibi olunmaz; makamın sorumluluğu üstlenilir.

Bu nedenle yöneticinin en önemli görevi, kendi koltuğunu korumak değil, kendisine emanet edilen kurumu doğru yönetmektir.

İyi yönetici, kendisine itiraz eden personelden korkmaz.

Tam tersine, farklı görüşleri dinler.

Çünkü gerçekleri söyleyen insanlar kurumların düşmanı değil, çoğu zaman en önemli sigortasıdır.

Kurumlarda sağlıklı bir düzen kurulmak isteniyorsa insanlara yalnızca “kimi tanıyorsun?” diye değil, “ne biliyorsun, ne yaptın, neyi başarabileceğini gösterdin?” diye bakılmalıdır.

Sonuçta mesele bir kişinin hangi koltuğa oturduğu değildir.

Mesele, o koltuğun hakkını verip veremediğidir.

Çünkü işi ehline vermemek yalnızca bir görevlendirme hatası değildir; aşağıdaki basamaklarda çalışan insanların emeğini değersizleştiren bir adaletsizlik duygusu da oluşturabilir.

Ve unutulmamalıdır:

Merdivenin en üst basamağına çıkmak başarı olabilir.
Ama o merdivenin hangi basamaklardan oluştuğunu bilmek, yöneticilik tecrübesidir.

İlk basamağı görmeyen, en üst basamakta ne kadar yüksekte olduğunu da anlayamaz.

Devletin kurumlarında makamlar insanları büyütmemeli; insanların liyakati makamları büyütmelidir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumlarınız editör onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur. Kurumumuz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.