25 kadına dans etmek yasak

25 kadına dans etmek yasak

Hiçbir kanunda hakları için “dans ederek” direnmeyi yasaklayan bir yasa yok. Üstelik, düşünce ve ifade özgürlüğü ile gösteri yapma özgürlüğü bütün ülke anayasalarında güvence altına alınmış. İzmir’de Las Tesis davasında yargılanan kadınların yanındayız.

Ne zaman yaşamımızı sınırlayan, yaşamdan neşeyi ve coşkuyu alan bir durumla karşılaşsam, hemen aklıma Emma Goldman’ın sözleri gelir. “Dans edemeyeceksem bu devrim benim devrimin değildir.”

Her gün bir kadının öldürüldüğü, iş yerlerinden, okullardan ve siyasi yaşamdan kadınların uzaklaştırıldığı bir dönemde “dans etmek” isteğim ağır basar. Dans etmek; beden ve duygunun bir arada varolması, biraz delilik, biraz varoluşa yelken açmaktır. Kendinin bilincine varmaktır.

Emma Goldman’dan mı esinlendiler, yoksa mitsel tarihlerinden mi yola çıktılar bilinmese de Şilili kadınlar “şiddete” karşı isyanlarını dansla direnişe dönüştürdüler. Sadece ülkelerinde değil, dünyada da bir salgın gibi büyüyen Las Tesis eylemi, 16 Aralık 2019'da gerçekleşti. Genç kadınları olduğu kadar biz, eski kuşak kadınları da içine alarak genişledi.

Baskıya direnen kadınlar

Şilinin başına gelenler, yıllardır sır değil. Dünyayı kana bulayan diktatörlüklerin hangi amaca hizmet ettikleri çok açık. İşkenceler, yargısız infazlar dönemi yaşanan. Ve biliyoruz ki iktidarlar kadın bedeni üzerinden, kadını yok sayarak kendini var eder. Ama direnen kadınlardır. Baskılara karşı çıkan, o sessizliğe mahkum edilen, tarihleri unutturulan kadınlardır. Açlığa, devlet ve erkek şiddetine karşı, yaşamı savunan kadınlardır.

Bizde de 12 Eylül faşizminden sonra şiddete, yoksuluğa karşı direnen, ilk eylemleri başlatan kadınlar olmadı mı? Bu erkek egemen sistemin bir açmazı aslında. Feminizmi denetim altında tutmak isteyen iktidarların acizliği. Çünkü feminizm, devleti, aileyi, dinsel kabulleri ve gelenekleri, cinsler arasındaki her türlü eşitsizlikleri ortadan kaldırmayı görev edinir.

Barışçıl olmak

Şili’de feminist kadınların “cinsel şiddet politiktir” görüşünden yola çıkarak başlattıkları Las Tesis  eylemi, bu bakımdan önemli. Ülkelerden ülkelere yayılmasında sadece “ev içi şiddeti” görünür kılmayı değil, devleti de sorumlu tutan bir yanının olması. Ve dünyada aynı anda, aynı saatte küresel bir eyleme dönüşmesi.

Ancak altını çizmemiz gereken nokta, silahlı değil, barışçıl bir eylem olması. Kadınların “şiddet”e karşı duruşlarının “şiddet” içermemesi. Dikkatleri dünyadaki kadına uygulanan şiddete çekmesi.

Ancak Las Tesis barışçıl bir eylem olmasına karşın, “ülkemiz demokratik bir ülkedir” söylemini ağzından düşürmeyen  iktidar, kadınlara haddini bildirmek için harekete geçti. Kadınların dansla ilişkisini, “şiddete” başvurarak ezme yoluna gitti.

“Milli oyunları”, “salon danslarını” zararsız gören iktidar, bir anda tüm gücüyle “dans”a saldırdı. Mitsel tarihten, geleneklerden gelen, dans ederek kendi varoluşunu onaylayan kadınların dansını kabul etmek yerine “yasaklamaya” çalıştı.

Las Tesis bir kez daha, iktidarların gücünü şiddetle koruduklarını gösterdi.

İzmirli kadınlar

İzmir’de dans eden kadınlara saldırıldı. Kadınlar yerlerde sürüklendi. Güvenlik güçleri önlerine gelen kadınları der top edip gözaltına aldı. Deliller toplandı. İnsan düşünmeden edemiyor bu deliller ne ki… Eşarplar, ayakkabılar, gözlükler ve dövizler mi? Yoksa üstlerine saldıran polislerin kalkanlarına karşı durmak mı? Yetmedi, 25 kadın hakkında "toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet" ve "devletin kurum ve organlarını aşağılama" iddiasıyla dava açıldı. Davanın beşinci duruşması 19 Ekim'de Bayraklı Adliyesi 7'nci Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Karar çıkmadı, bir sonraki dava 31 Ekim 2022'de.  

Ülkemiz siyasetinde “çelişkilere” alışığız. Bir yetkili bir şeyi inkar ederken, başka bir yetkilinin o şeyi kabul ettiği çokça görülüyor. Tam o günlerde Bakan S. Soylu yaptığı konuşmalarda bir yandan iktidarı korumaya çalışırken diğer yandan, kadınların yıllardır mücadelesini verdiği konuların altını çiziyordu. Yurt gazetesinin haberine göre mecliste yaptığı konuşmada şunları söyledi.

"Aile içi kadına karşı şiddet olay sayısı da 2018'de 219 bin, 2019'un 11 ayında 170 bin. Geçen yılın 11 ayına göre de yüzde 17 düştü. Sonuç şu; cinayetlerde 2017 gibi olmasa da bir artışımız söz konusu ama olaylarda azalmamız söz konusu. Küresel bazda, dünya ölçeğinde, Dünya Sağlık Örgütü'nde kadın cinayeti ilgili yasa çerçevesinde milyonda 13, Avrupa kıtasında milyonda 7, Türkiye'de milyonda 3,8. Peki bu 3,8 daha aşağı düşmeli mi? Evet, sıfır olmalı, bu doğru. Bunun için de biz ne yapıyoruz? Bu bizim sorumluluğumuzda olan bir meseledir, Türkiye'nin sorumluluğunda. Şu anda bütün bakanlıklar Aile Bakanımızın liderliğinde, bu işin patronu Aile Bakanı'dır. İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı hep beraber bir araya geldik, arkadaşlarımız çalıştılar, 75 maddelik bir eylem planına başladılar."

Devamında "Bakın, siz milletvekilisiniz, sorumlusunuz. Ben de bakanım, ben de sorumluyum, hepimiz sorumluyuz. Vatandaş, sizi, beni ayırmaz” dedi. 

Dans etmeyi yasaklamak

Soylu'nun açıklaması tam bir talihsizlikti aslında. İktidar kadına uygulanan şiddetle, kadınlarla birlikte mücadele edeceği yerde, “dans eden” kadınlara saldırdı. “Sorumluyuz”un altından İzmir’de gözaltına alının 25 kadın için 27 Ocak 2020 tarihinde dava açıldı. Pandemi, il dışında yaşayan kadınların ifadelerinin alınması derken, kadınlar her gün “ceza alma” korkusuyla cehennem azabı çekiyor. Halen devam eden davadan ne karar çıkacağı meçhul…

Hiçbir kanunda hakları için “dans ederek” direnmeyi yasaklayan bir yasa yok. Üstelik, düşünce ve ifade özgürlüğü ile gösteri yapma özgürlüğü bütün ülke anayasalarında güvence altına alınmış.

Andre Michel, “Kadınların tarihi baskı altına alınışlarının tarihi olduğu kadar, bu baskılara, dışlanmaya, sadece ev içiyle sınırlandırılmaya direnişin de tarihidir" (Feminizm,1984) der.

Las Tesis barışçıl eylemine katıldıkları için 25 kadına verilen bu gözdağı yeterli değil mi?

Kadınlar daha ne kadar “mahkemeye gitme, ceza alıp almama”korkusu yaşayacaklar?

Unutmayalım ki, “kadına uygulanan şiddetle mücadele” konusu hepimizin görevi ve bakan Soylu’nun dediği gibi, “Hepimiz sorumluluğundadır.”

Hoşumuza gitse de gitmese de “kadınlara uygulanan şiddetin her türlüsü” suçtur. Kanunların görevi kadınları değil, şiddet uygulayan suçluyu cezalandırmaktır.

İzmir’de Las Tesis davasında yargılanan kadınların yanındayız.

 

HABERE YORUM KAT
UYARI: Yorumlarınız editör onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur. Kurumumuz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.