fazla bilgi için kod uygulama rehberini inceleyin. >
  • BIST 100.339
  • Altın 275,534
  • Dolar 5,6986
  • Euro 6,3000
  • Hakkari 14 °C

‘Adalet Unutulmamaktır’

İsmail Sihat Kaya

‘Adalet Unutulmamaktır’

‘Tutsak olayım diye doğmadım ben.

Uçuyorum, yutuyorum,

Bağırıyorum, yürüyorum

Yükselip iniyorum bin kanatla:

Kimse kıramaz şevkimi.’ (1)

***

Gıda İş Sendikası ve Manos Kitap tarafından, Ekim 2015’te aramızdan ayrılan Sennur Sezer’in anısını ve mücadelesini yaşatmak için düzenlenen ‘Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri’nin bu yıl dördüncüsü düzenlenecek. 

2019 yılı Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri kapsamında; şiir dalında birincilik ödülüne uzun yıllardır hapishanede tutulan İlhan Sami Çomak layık görüldü.

Jürinin gerekçeli kararı şöyle:

"Sennur Sezer, "Bu yüreğin dört kapısı/çaresizliğe kapalı" der, 'Ayrıkotları' başlıklı şiirinde. 'Kelebeğin uçup konmasını görmekmiş hayat' diyen Çomak'ın şiiri, Sennur Sezer'in yüreğinin dört kapısında rengârenk kanatlarıyla, umut ve dirençle uçup durur; ayrıkotlarının uçuşudur çaresizliğe karşı."(2)

Sennur Sezer’in yüreğinin dört kapısında rengarenk kanatlarıyla, umut ve dirençle uçup duran bu şair kimdir?

Yayınlanmış yedi şiir kitabının yanı sıra yaşamı da ‘Gönderen: İlhan Sami Çomak ‘isimli belgesele konu olmuş bir şair.

***

İlhan Sami Çomak…

1973 yılında Bingöl Karlıova’da dünyaya geldi. 1994 yılında 21 yaşında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’nde öğrenciyken tutuklandı. Polisin işkenceyle düzenlediği ifade tutanaklarının esas alındığını söyleyen Çomak’ın yargılaması Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde gerçekleşti. 2000 yılında müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Yargıtay’ın cezasını onamasının ardından AİHM’ye başvurdu. AİHM, 2007 yılında aldığı kararla İlhan Sami Çomak’ın adil yargılanmadığına ve yargılanmamın yenilenmesine hükmetti. 2013 yılında yeniden yargılanmasına başlandı. Avukatları, 20 yılı aşkın tutukluluk süresini göz önünde bulundurarak tahliyesini istedi, ancak mahkeme, delil karartma’ şüphesiyle tutukluluğunun devamına karar verdi. 2 Temmuz 2015’te yapılan duruşmada da mahkeme aynı kararı verdi. Çomak hakkında ikinci kez müebbet hapis cezası veren Çağlayan Adliyesi 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı 4 Nisan 2018 tarihinde Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından onandı. Ve maalesef Çomak, 5 yıl daha içerde özgür kalacağı günleri ve yürümeyi arzu ettiği uzun yolları hayal ederek yaşayacak.

* Yayınlanan şiir kitapları:

Gitmeler Çiçek Kurusu (2004), Açık Deniz (2006), Günaydın Yeryüzü (2011), Kaderin Yazdığı İlahi (2014), Dicle’nin Günlüğü (2017), Bir Sabah Yürüdüm (2017), Yağmur Dersleri (2017)

* Yaşamını konu edinen belgesel:

Gönderen: İlhan Sami Çomak (Yönetmenler: Çiğdem Mazlum ve Sertaç Yılmaz, 2016)

 

***

Mektuplarını ve kitaplarını okumanın yanında yaşamını konu edinen belgeseli izleme imkânı bulunca aklıma istemeden de olsa şu cümleler takıldı...

 

21 yaşında girdiği cezaevinde bu bahar 46 yaşına basacak.

Yani 25 bahar tutuklu…

25 bahar, 25 yıl demek!

O tutuklandığında doğan çocuklar şimdi 25 yaşında.

25 yıl!

Söylemesi kolay…

25 yılı bir de ona sormalı…

25 yıl kaç gün, kaç ay, kaç mevsim eder…

Dünya kaç kere döner…

Bir ağaç kaç kere yaprak döker, kaç kere çiçek açar…

Bir insan kaç kere kapar kendi kapısını, kaç kere açar, kaç kere ışığını kendi yakar kendi söndürür, kaç şehir gezer, kaç ev değiştirir, kaç çocuk büyütür…

25 yıldır haksız bir şekilde tutuklu bırakılan insanın uğradığı gadri anlatmaya sözcükler yetmez. Cumhuriyet tarihi boyunca yaşatılan işkencenin devlet memurlarının bireysel davranışları olmadığının bunun bir devlet ritüeli olduğunun, tıbbın ve anatominin işkencede nasıl kullanıldığının 25 yıldır esaretiyle canlı tanığıdır Çomak… Ve bir daha şahit oluyor ve anlıyoruz ki mevzubahis Kürt olmak olunca, sistemin çeyrek asırdır değişmediğinin ispatıdır Çomak’ın esareti...

 

***

Türkiye’de cezaevi edebiyatının uzun bir geçmişi ve bu geçmişin bize bıraktığı ciddi bir literatür var. Modernleşme ve demokratikleşme sürecinde muhalif olanların uğrak yeri olan cezaevleri bir anlamda zihinsel üretim yerleri de olagelmiştir. Orhan Kemal, Nazım Hikmet, Necip Fazıl Kısakürek, Sevgi Soysal’dan başlayan ve bugün de Murat Saat, Nibel Genç ve İlhan Sami Çomak ile devam eden bu gelenek bize direniş geleneğine her gün yeni halkaların eklendiğini göstermektedir.

Cezaevi edebiyatı sağ, sol, milliyetçi ve İslamcı yazarlar yetiştirmesinin yanında farklı edebiyat türleri de barındırmıştır. Özellikle de anı, öykü, roman, şiir gibi geniş bir skalada var olmuştur bu eserler. Lakin geniş üretim yelpazesine rağmen bu eserlerde genelde içerinin diliyle konuşulmuştur. Ve içerde olmanın nedenleri ile bir hesaplaşmaktan duyulan korkunun ayak sesleri vardır hep. Metinlerdeki bu korkunun ayak sesleri, bir edebi metin yerine siyasi bir malzeme yaratma kaygıları ile yaratıldığı hissiyatı uyandırmakta. Metinlerde göze çarpan bu hissiyat kime yazılıyor bu metinler sorusunu kaçınılmaz kılıyor. Hayatı ıskalayanlar ve hayatları elinden alınanlara mı?

Bir de bu eserlerin kutsal davaları vardır, kutsanmış bireyler/kahramanlar içeren. Kutsanmış olanların her şeylerinde bir eksik kaldığı gibi edebiyatı da eksik kalıyor. İslamcıların ve milliyetçilerin edebiyatında iffetli kadın ve gayri müslim vurgusu varken solun edebiyatında ise kahramanlar ve hainler vardır. Ama hem içerde hem de dışardaki insanın iç dünyası eksiktir. Bireyin gel gitlerini, çelişkilerini bulamazsınız… Ona yer yoktur bu metinlerde. Ama klasikler öyle midir ki? Rus Edebiyatının Suç ve Ceza’sında Raskolnikof yaşlı bir kadını ve hizmetçisini öldürmüştür. O bir katildir. Ama Dostoyevski ne yapar, bizi alır onun iç dünyasına sürükler ve bizde Raskolnikof farklı bir yere oturur. Hatta o yoksul hukuk öğrencisinin katil olduğunu bile unuturuz adeta… Bir de bu karakterin Türkiye Edebiyatında okuduğunuzu ya da Yeşilçam da izlediğinizi düşünsenize…

Oysa cezaevi edebiyatında yazılmış eserlerin ağırlıklı bir kısmında bu eksiktir. Kendi kahramanları hep dik durmasını bilen ve hatta hiç ağlamayan tiplerdir…

Bu perspektifle bir İlhan Sami Çomak okuması yaptığımızda, Çomak’ın şiirlerinin yanı sıra yaşadıkları ve yaşadıklarını dile getirdiği mektupları bizi iki farklı düzleme çekmektedir. Çomak mektuplarında ve şiirlerinin birçok imgesinde, fiziki mekânı yani cezaevini -tel örgüleri, duvarları, ranzayı, voltayı vs- merkeze alan, işkenceyi, tutsaklığı, yoksunluğu, özlemi, düşleri, gökyüzünü, uçurtmayı görmekteyiz. İçerdekilere demode gelecek olan bu vurgular dışardakiler için bir hüzünlenme seansını aşabildiği ölçüde başarılı olacaktır…

 

Peki hayatı 'Kelebeğin uçup konmasını görmekmiş hayat' diye tasvir eden İlhan Sami Çomak şiirinde bize ne söylüyor? Yaşadığı adaletsizlikler şiirinde başrol oynasa da umut ve sevgi de en az başroldeki adalet arayışı kadar yer buluyor kendine şiirde. Güneş, dağlar, yağmur, yıldızlar, sevgili, Fırat, Dicle, Diyarbakır, çocukluğa duyulan özlem ve dörtnala dolu dizgin giden atlar… Hücreye ve tecrit koşullarına rağmen yanından hiç ayırmadığı bu metaforlarla yarattığı her şiirinde farklı bir şeyin peşinde olduğunu hissettiriyor. Dizelerinde dışarının aşklarına, yaşama çabalarına rastlamak mümkün. Mesela zamanın ağzından öperek mevsimleri deviriyor… Uzun upuzun çocukluğu ile oynarken ateş ve sabır arasında kurduğu harika bağlantı ile bize sabrı öğretiyor… Ve bu sabırla atına binip bize yağmurlar getiriyor Yağmur Dersleri kitabında… Dizlerini kanatarak insana hayret halini yaşatıyor… Türküler çağırıyor şahitlik etsin diye yaşadıklarına ve yaşanan akıl tutulmasına… Geri dönüşleri zorunlu olmayan yollarda uzun upuzun yürümeyi hayal ediyor… Soyutlama yeteneği, ayrıntı zenginliği, sonsuzluk ve özgürlüğü arayış, yabancılaşma, kendi ‘içini’ karıştırırken diğer yandan okurun içini de karıştırarak inceleyip durması ile dikkatlerimizi içimize yöneltiyor… Ve içimize, zihnimize umudu kazıyor…

Ağlamayan tiplerin ve arabesk kokan şiirlerin mekânı olan cezaevinden bir şair olan Çomak, gencecik bir çocukken, adına kabaca devlet dediğimiz korkunç bürokrasinin karanlık dehlizlerinde, dilekçelerin, cübbelerin, yakaların, kalemlerin, ilmühaberlerin, parmaklıkların, kara betonların arasında tek başına kalmış, bir bebekten bir katil yaratan karanlık ile yüzleşmiştir.

***

Bu yazıdaki tüm çabam tutukluluğuyla sistemin çeyrek asırdır değişmediğini görünür kılan değerli bir insanın yaşamından ve zihin dünyasından bir kesit vermektir. Yaşadıklarından ve yazdıklarından bir parça da olsa kendimizi bulacağımız Çomak’ın dostlarına seslenmesi ile bitirelim:

 ‘Adalet unutulmamaktır” ifadesi dostlara, yürekleri iyilik ve güzellikten yana çarpanlara sitemimdir. Nihayetinde benim esas olarak beklentim, hayata aynı doğrultudan baktığımızı düşündüğüm, demokrasi, hukuk, insana ve insan haklarına inananlardan var. Oysa çok uzun zaman seslenmeme rağmen hakkıyla el uzatıp duymadılar sesimi. Ama haksızlık etmek istemem. Belki de onlar duymak için gönül gözleri açık beklediler de benim sesim hakkıyla çıkmadı, o eşiğe çarpmadı! Bugün itibariyle bu ses duyuldu ama daha bir yükseltmek gerekir, hep birlikte. Mahpusum, haksızlığı durduramadık yani. Olanaksızı istemiyorum. Özgürlük mümkündür. İçinizdeki narı dürtün, beyaz gömleğiniz lekelenebilir ama, belki beni alabilirsiniz buradan!’(3)

1. Neruda Pablo, Kuşlar Sanatı, Can Yayınları, İstanbul, 2015

2.https://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2019/05/06/sennur-sezer-odulleri-ilhan-sami-comak-ve-huseyin-pekere-verildi/

3. https://www.evrensel.net/haber/284816/22-yildir-tutuklu-ilhan-comak-cezaevinden-evrensele-yazdi

                                                                                                           1

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Hakkari Objektif Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0544 402 35 10 - 0544 431 08 07 - 0438 211 40 51 | Haber Scripti: CM Bilişim